Dur akma, gözlerim, sürme çektim ya Bak yine aktı kirpiklerinin arasından Elmacık kemiklerin yine sırılsıklam Dur be, Olmazki bu kadar acizlik Hazır bir bahane arıyorsun Hemen içini dökeceksin Ayıp ediyorsun gözüm, Hemde herkesin önünde Hiç yakışmadı..... Dur....bak birşey dicem Kendine sakla bu yaşları gözüm Sana ait olanı bırak sende kalsın Her tarafa bulaştırma şimdi Ne gerek var bunca tantanaya Biliyorum dolmuşsun Çok kırılgansın Sargılar yine sökülmüş Bir espiri patlatsam sararmı yaranı ....merhem olurmu ....umut olurmu ....kızgın ateşini söndürürmü ....gündüzün geceden çıkıp yine gündüz olurmu??? Çok şımardınız gözlerim bu aralar Söz dinletemiyorum Mantıksız hareket ediyorsunuz ikinizde Dünki çocuk gibi... DUR damlama artık, yeter! Neden neden bu yaşlar??? Sus artık! ..........................................
Benim ne suçum var Yüreğinin yaşı dinmiyorsa Önce yüreğinin yaşını dindir
Ben yani gözlerin, aracıyım sadece Bir dinle bak ne diyor Benimkisi geçer Ama o sana haykırıyor Yüreğin akıyorsa bunda benim suçum ne..??
Bir dizenin ortasında kalem tükenir, Yeni kalemler edinirim Hüznü yazmak için.. Yazarken, Çok sigara içerim Üst üste.
Bir yağmur başlar inceden Ve içli bir senfoniye eşlik eder Taa içimden yükselen.. Aşk mı yoksa ayrılık mı? Öksüzlük mü yalnızlık mı? Kim davet eder hiç bilmem. Kapım çalınır; Bir gelin gibi süzülerek Hüzün içeri girer.. Ona sorsan Birkaç kadeh içip gidecektir hemen İnanmış gibi yaparım her seferinde; Bilirim gitmeyeceğini Bir şiire dönüşmeden.. Dışarıda delirir yağmur İçimden yükselen senfoninin ritmiyle pek uyumludur Tükenmez hüzün karşımda Devirirken kadehleri üst üste; Ben onu, Tükenir bir kalemle yazarım alt alta! Öyle hemen gitmez Yüzsüzdür Pek çok hikayesi vardır, Yüzyıllardır anlatılır Yazılır durur şiirlerde Alt alta,
Yüzsüz hüzün yüzünden, Yıldızlarla doludur mezarlar Üst üste!
Diyorsun ki mektuplar yanıyor Mektup yanmaz adam yanar Halimi sorma Sen bilemezsin Bir kıtaya gölge ettikten sonra Bir bıçak darbesiyle yıkılan çınarın hikayesini. Ah bu benim korktu mu söylemeyen, Sevdi mi gözlerini kaçıran, Ağlamak için yağmurlu havaları bekleyen yanım. Büyüyor kelimeler Sığmıyor içime Acıyor canım Bir tunç heykel gibi hayata meydan okumak Ayak seslerimle gök gürültüsünü bastırabilmek için Topuklarımı kanatırcasına koştum Koştum ki, çivit mavisi gecelerde Aynalara binlerce kez söylediğim sözleri Sana da söyleyecektim olmadı Açılmadı kapılar Anahtarlar kilide uymadı Gözlerimin altındaki mor halkalardan Okuyabildin mi sevda yaşımı? Ben neden böyle hep uykusuzum, Neden gözlerim hep kan çanağı bilir misin? Sabah vakti güneş doğarken Sazımın tellerinde bir türkü yanar Bir kez de sana dinletebilmek için pusuda beklerim Halimi sorma Çünkü yok sorularının cevabı bende Çünkü yok yüzümün karşılığı aynalarda Çünkü, çünkü ben artık tedavülde değilim Halimi sorma Anlatsam da anlayamazsın Azap, dağdan düşen bir kartopu gibi büyür adamın içinde Beni mi tanımak istiyorsun Yüzümdeki çizgilerden anlamadıysan Yine de söyleyeyim Ben iki değirmen taşının arasına sıkışmış Zavallı bir buğday tanesiyim.
kimseler bilmez yüzümdeki tebessüm gözlerimdeki hüznü saklar sadece bilmezler ki bir sevdam vardır benim; Olmayan bilmezler ki olmayan mavi gözleriyle mavi mavi hüzün akıtır yüreğime...
bilmezler ki tükeniyorum her geçen gün Tek yoldaşım gözyaşlarım ve var olmayan sevdam
Bu, Yazdığım son satırlar sana... Artık, ne ismim, ne şiirlerim, Ne gölgem , çıkmayacak karşına Hiç bir yerden...
Hiç bir şey, Beni hatırlatan hiç bir iz kalmayacak Ne günden, ne geceden... Bir yaş gibi siliyorum kendimi gözlerinden.. .
Duymayacaksın artık, Ne ses ne nefes , Ne şarkı, ne sitem Hiç bir şey kalmayacak maziden
Bana ait ne varsa alıp Yaralı bir güvercin gibi, Son bir çırpınışla Uçacağım ellerinden
Ne lodos fırtınalarım olacak artık Seni rıhtımalara sürüyen, Ne de, poyrazlarımda Acı soğuğum kalacak iliklerine dek işleyen ...
Hüzünlü eylüllerimi, Kasvetli şubatlarımı, Kararsız mayıslarımı Ve çorak ağustoslarımı alıp gidiyorum Bu taşı toprağı, Havası suyu sen olan şehirden....
Sokak çocuklarının kocaman kara gözlerine bakıp ta, Uzanan avuçlarına bıraktığın bozuk para misali Verdiğin sevgiyi dağıt şimdi Kime istersen
Derin bir nefes gibi içine çekip Sonra bıraktığın ben , Vaz geçtim senden...
Hadi şimdi git, nereye gidersen Camlarda yol gözleyen telaşlı bir anne gibi Merak eden, Ve seni senden çok düşünen ben, Vaz geçtim senden...
Gidiyorum, Bu havası, suyu, Taşı, toprağı sen olan şehirden.... Vazgeçtim senden,
Biri gelir sorarsa Sana beni sorarsa Gitti der misin Gittiğimi söyler misin Gidiyorum ben sana Benimle gider misin.
Küçük çocuklar yapıp geceleri kendimden Seni öpsünler diye gönderiyorum sana. Bana, kucaklarında seni getiriyorlar; Ben de sonra o seni getiriyorum sana.
Benden, onlara benzer olmayı beklemeyin, Ve onları yineler olmayı beklemeyin. Herkes yeniliğine varır, kendi kalırsa. Kimseden bana benzer olmayı beklemeyin.
Seni düşlerime aldım, Uykusuz kaldım. Seni uykularıma aldım, Düşsüz kaldım. Başıma aldım, sensiz; Gönlüme aldım, başsız, Sensiz, yollarda pulsuz, Pullarda mektupsuz kaldım. Sana adlar aradım... Ardında adsız kaldım.
Gördüler ayrı-ayrı vardıkları yerde, Sonsuza-dek sürecek yanlışlıklarını. Gördüler ayrı-ayrı kaldıkları yerde, Ayrı-ayrı büyüyen yalnızlıklarını.
Seni bende, beni sende arıyorlar, Beni senden, seni benden tanıyorlar, Bir birim gibiyiz tümünün gözünde, Yarımlarımızı bütün sanıyorlar.
Seni büyük buldum, anladım, Seni güzel buldum, korudum, Seni küçük buldum, uyardım, Seni yakın buldum, uyudum, Biri yanlış idi, unuttum.
Seni bulmaktan önce aramak isterim. Seni sevmekten önce anlamak isterim. Seni bir yaşam boyu bitirmek değil de, Seni hep hep yeniden başlamak isterim.
Türkiye'de İstanbul ne ise, İstanbul'da gece ne ise, Gecede yürümek ne ise, Yürürken düşünmek ne ise, Seni unutmamacasına düşünmek ne ise, Unutmamanın anlamı ne ise, Seni sevmek ne ise, Saklayayım, yok söyleyeyim derken Birden aşka düşmek ne ise, Her neyse...
Kirli eller daha temiz, Temiz elli Kirli gönüllerden. Ne dersiniz?
Konuşmak küçülür-küçülürse Adı değişir susmak olur. Ağlamak büyür-büyürse Adı değişir susmak olur.
Yalnız Hem kaptanı Hem de tek yolcusudur Batmakta olan gemisinin... Onun için Ne sonuncu ayrılabilir Gemisinden, Ne de ilkin.
Öyle bir kelime söylesem ki diyorum, Dışarıda bir başkası kalmasa.
Kim o, deme boşuna... Benim, ben. Öyle bir ben ki gelen kapına; Baştan - başa sen.
Aşk mıydı? Hayır kesinlikle değil. Peki ya tutku olabilir mi? Bu soruları kendime sorduğumda tanıdım kendimi. Yazmaya ilk başladığım an anlamalıydım aslında bunun bir tutku olduğunu. Yazmanın tutkusu tanıştırdı beni benimle. Önce harfler tanıştı sonra kelimeler,cümleler kıskandı uzadıkça uzadı,şiirleri getirdi yanında arkadaş. Şimdi görüyorum harflerin,kelimelerin,cümlelerin kahramanları benlerim. . .