ömer hayyamın hayatı

ÖMER HAYYAM

            Hayatı (1048-1131)

 


Asıl adı Giyaseddin Ebu'l Feth Bin İbrahim El Hayyam' dır.18 Haziran 1048'de Nişabur'da şafak vakti doğan Ömer Hayyam bir çadırcının oğluydu. Çadırcı anlamına gelen soyadını babasının mesleğinden alan Hayyam baba mesleğini devam ettirmek için biraz geometri öğrenmeye başladı. Fakat hocaları onun çadırcılıkla yetinmeyeceğini ve öğrenimine devam etmesi gerektiğini söyledi. Bunun üzerine Nişabur ve Belh' te öğrenimine devam etmiştir. Horasan'ın yıldızı; İran'ın; Irak'ı Acemi ve Irak'ı Arabi olmak üzere her iki Irak'ın dahisi, feylesofların prensi Ömer!

 

Kim Sen`in yasanı çiğnemedi ki, söyle?
Günahsız bir ömrün tadı ne ki, söyle?
Yaptığım kötülüğü, kötülükle ödetirsen Sen,
Sen ile ben arasında ne fark kalır ki, söyle?

 

İsimsiz Kahraman

Daha yaşadığı dönemde İbn-i Sina'dan sonra Doğu'nun yetiştirdiği en büyük bilgin olarak kabul ediliyordu. Tıp, fizik, astronomi, cebir, geometri ve yüksek matematik alanlarında önemli çalışmaları olan Ömer Hayyam için “zamanın bütün bilgilerini bildiği” söylenirdi. O herkesten farklı olarak yaptığı çalışmaları kaleme almayı tercih etmedi. Onun düşüncesine göre; nasıl ondan önce gelenlerin yaptıkları daha sonra yıkılmış, değiştirilmiş ve hatta alaya alınmışsa, aynı şeylerin kendi başına geleceğini düşünürdü. O' ndan kalan tek yazılı eser Rubaiyat'tır, oysa O ismini çokça duyduğumuz teoremlerin isimsiz kahramanıdır. Elde bulunan ender kayıtlara dayanılarak Ömer Hayyam'ın çalışmaları şöyle sıralanabilir:

Yazdığı bilimsel içerikli kitaplar arasında Cebir ve Geometri Üzerine, Fiziksel Bilimler Alanında Bir Özet, Varlıkla İlgili Bilgi Özeti, Oluş ve Görüşler, Bilgelikler Ölçüsü, Akıllar Bahçesi yer alır. En büyük eseri Cebir Risalesi'dir. On bölümden oluşan bu kitabın dört bölümünde kübik denklemleri incelemiş ve bu denklemleri sınıflandırmıştır. Matematik tarihinde ilk kez bu sınıflandırmayı yapan kişidir. O cebiri, “ sayısal ve geometrik bilinmeyenlerin belirlenmesini amaçlayan bilim” olarak tanımlardı. Pascal üçgeni olarak bilinen üçgenle ilgili de bir kitap yazdığı bilinmektedir. Fakat kitap günümüze kadar gelmemiştir, başka bir kitabında bu çalışmasından bahsettiği için bugün bilinmektedir. Matematik bilgisi ve yeteneği zamanın çok ötesinde olan Ömer Hayyam denklemlerle ilgili başarılı çalışmalar yapmış ancak negatif, kesirli ve sanal kökleri görememiştir. Sadece pozitif köklere ulaşmayı başaran Hayyam, ayrıca kübik denklemlerin de bir, en fazla iki kökünü bulabilmiştir.

Bir kitabında da Öklit'in aksiyomlarıyla ilgili çalışmaları toplayan Hayyam, Öklit'in paralellik aksiyomunu başka bir önerme kümesiyle değiştirdi. Bunun sonucunda bugün öklit-dışı geometride kullanılan “geniş, dar ve dik açı hipotezleri” ile ilgili biçimlere ulaştı. Yani öklitdışı geometrinin temellerini atan Hayyam olmuştur. Öklit'in yapıtı üzerine yorumlarında, irrasyonel sayıların da tıpkı rasyonel sayılar gibi kullanılabileceğini kanıtlaması matematik tarihinde bir dönüm noktası oluşturdu. İsfahan'da üç yıl çalışarak kurduğu rasathanede gökyüzünü inceler, bilimsel çalışmalar yapar, hükümdarın özel müneccimi olur, yıldız falına bakardı. Ömer Hayyam kendi doğum tarihini bu kadar net şekilde bir gökbilimci hassasiyetiyle kendisi bulmuştur. 21 Mart 1079 yılında tamamladığı, halk arasında “Ömer Hayyam Takvimi” bugün ise “Celali Takvimi” olarak bilinen takvim için büyük çaba sarf etmiştir. Güneş yılına göre düzenlenen bu takvim 5000 yılda bir gün hata verirken, bugün kullandığımız Gregoryen Takvimi 3330 yılda bir gün hata vermektedir. Eserleri arasında İbn-i Sina'nın Temcid (Yücelme) adlı eserinin yorum ve tercümesi de yer alır.

 

SEMERKANT

"Dünyanın Güneşe Dönük En Güzel Yüzü"

Öğrenimi tamamlayan Ömer Hayyam kendisine bugünlere kadar uzanacak bir ün kazandıran Cebir Risaliyesi'ni ve Rubaiyat'ı Semerkant'ta kaleme almıştır. Dönemin üç ünlü ismi Nizamülmülk, Hasan Sabbah ve Ömer Hayyam bu şehirde bir araya gelmiştir. Dönemin hakanı Melikşah, adı devlet düzeni anlamına gelen ve bu ada yakışır yaşayan veziri Nizamülmülk'e çok güvenirdi. Ömer Hayyam ile ilk kez Semerkant'ta tanışan Nizam onu İsfahan'a davet eder. Orada buluştuklarında O'na devlet hülyasından bahseder ve bu büyük hayalinin gerçekleşmesi için Hayyam'dan yardım ister. Fakat Hayyam devlet işlerine karışmak istemez ve teklifini geri çevirir. Saray entrikalarından hayatının sonuna kadar uzak kalmayı yeğler.

Ama kendisi yerine, bilgisine güvendiği, İsfahan'a gelişi sırasında tanıştığı Hasan Sabbah'ı önerir. Hasan ise Nizam'ın yerine göz diker ve ona bir oyun oynar. Melikşah ise bu oyunun kendisine oynandığını sanır ve Hasan'ı sürgüne gönderir. Sabbah'ın bu harekete cevabı ağır olur. Haşhaşiler tarikatını kurar ve 7 yıl sonra Semerkant'a geri döner. İsmaliye mezhebine bağlı olan Hasan, bütün şehirlere gidip insanları kendisine inandırmayı başarıyor, onlara din bile değiştirtiriyordu. Özel eğitimlerle çalıştırdığı müridleriyle en kanlı katliamları gerçekleştirdiler. Terken Hatun (Melikşah'ın cariyelerinden biri) Hasan ile anlaştı ve Melikşah'ın da izniyle Nizam'ı ortadan kaldırdılar. Nizam'ın ölümünden sonra O'na bağlı beş subayı onun öcünü alacaklarına ant içtiler. Daha 40 gün dolmadan Melikşah zehirlenerek öldürüldü, Terken Hatun yatağında ölü bulundu. Üçüncü kurban ise Cihan'dı. Cihan, Terken Hatun'un sağ koluydu ve daha da önemlisi Ömer'in tek aşkıydı. Ancak asıl hedef Hasan'dı. Bunun için, belki görüşürler umuduyla, Ömer'in yanına Vartan adlı subay gönderildi. Kısa sürede Ömer’le çok yakınlaşan Vartan, bir gece Hasan tarafından boğazı kesilerek öldürüldü. Hasan el yazması Rubaiyat'ı aldı ve kaçtı. Bunun üzerine Hasan, Ömer'i kendi kalesinin bulunduğu yere çağırır ancak Ömer doğduğu yer olan Nişabur'a gitmeyi tercih eder. 4 Aralık 1131'de, çalışırken, gözlerini bir daha açmamak üzere kapatır.

 

Semerkant Yazması

Yaşadıklarını, gördüklerini, çevresindekileri, zamanın gidişinden aldığı izlenimleri , yapmacığa kaçmaksızın, olduğu gibi dile getirdiği; haksızlıkları, saftalıkları, akıl almaz saçmalıkları ince, alaycı, iğneleyici bir dille anlatan; aşk, şarap, dünya, insan hayatı, yaşama sevinci, içinde bulunduğumuz dünyanın tadını çıkarma gibi insanla sıkı bir bağlantı içinde bulunan gerçek eylem ve davranışları konu alan dörtlüklerinin bulunduğu "Semerkant Yazması" artık onsuzdu.

İlk kez Semerkant'a geldiğinde tanıştığı, dönemin kadısı Ebu Tahir, O'nun dörtlüklerini çok beğenirdi ve O gelmeden, Maveraünnehir'e kadar uzanan ününü duymuştu. Ömer'e bu dörtlükleri yazması için eşi benzeri bulunmayan bir kitap hediye etti. Ömer herkesten sakladığı, üzerinde çok düşündükten sonra yazdığı dörtlüklerini burada topladı. Rubaiyat'ı gören ender insanlardan biri olan Vartan, dörtlüklerin yanına birde Ömer'in hikayesini yazmaya başlar ancak Hasan'ın kitabı çalmasıyla hikaye yarım kalır. Kitabı büyük bir özenle saklayan Hasan öldükten sonra yerine geçen Veliaht'ın, kitabı bulduğu ve Vartan'ın yarıda bıraktığı hikayeyi tamamladığı söylenir. Bu yüzyılın sonunda Moğolların istilası ile her yer yakılır, yıkılır. Nasıl olduğu bilinmez ama Rubaiyat Mirza Rıza adlı bir tacirin eline geçer.

Titanic'te Rubaiyat

Birçok araştırmalar yapan, İran'da iki kere bulunup, doğuda uzun zaman geçirip, elyazmasının peşine düşen Benjamin O.Lesage sonunda bu büyük şaheseri ele geçirir ve hayatının dönüm noktası diye adlandırdığı bu andan sonra yerle bir olan bu kentten, dönemin Şahının torunu Şirin ile ayrılır. Doğuda yaşayan Şirin ile evlenen Benjamin, O'na güzel bir balayı hediyesi vermek ister. Ve seçimini Titanik gemisi için kullanır.14 Nisan 1912'yi 15 Nisan 1912'ye bağlayan gece Newfounland açıklarında batan geminin en ünlü kurbanlarından biride, İran'lı bilge ozan Ömer Hayyam'ın Rubaiyat' ının el yazması tek örneği idi.

 

Yorum Yaz