...:::GooD By My LoVeR GooD By My FRiEnD YoU HaVe BeeN ThE oNe FoR Me:::...

asil sevdam

Çarşamba, Temmuz 4, 2007 - Asil sevdam doğum günün kutlu olsun

Kategori: Sevgili gunluk

 

DOĞUM GÜNÜN KUTLU ASİL SEVDAM

 

 

 

 

canan kullanıcısının avatarı

 

 

 

 

 

 

 

Aylarca beklenir bu gün
Sevgiler aşklar mutluluklar
Bir kalemde silinemez bil..!
Gözlerine bakarken aşk şarkıları
Söylenir dilden dile büyük aşklar
Unutma sakın bugün senin günün
Sev ömrünce sevgim bitti deme
Sarıl mutluluklara her şey gönlünce olsun
Arayan bulsun seni gönüllerince
Yanlarında ol..yanında olsunlar
Gözlerindeki ışıltı kaybolmasın
Şanslar seninle olsun
Sevdiğin bırakmasın
Aldatmasın yalnızlığıyla
Geceler hüzün olmasın
Güneş doğmayı unutmasın dünya ya
Ellerin tutulmayı unutmasın
Gözlerin bakılmayı unutmasın
Dudağın şarkılarla avunmasın
Öpülsün sevgi sözcükleriyle
Yüreğin heyecanla atsın
Yüreğinden sevgi eksik olmasın
Benim canım sevgilim aşk seninle olsun
İstediğinde yanında olamadım
İnan ki seninle çarpıyor bu yüreğim
Hayallerde öpüldü dudaklarım
Tutuldu ellerim ısında usulsüzce
Hergünün böyle olsun sevgi dolu aşk dolu
Doğum günün kutlu olsun

 

 

 

 
 

 
 
 


Aşk Duası sANA ASİL SEVDAM
Rabbim
Bir insan koy kalbine asil sevdamın Ama o insan senin de sevdigin olsun
Ve Ona öyle bir insan sevdir ki
O insanin kalbi Seninle sevisen bir mabed olsun.
Onu öyle bir insanla bulustur ki Ondan önce
Onunla bulusmus olan sen olasin
Onunla el ele tutustugunuzda
Ikinizin uzerinde Senin elin olsun
Ona öyle gözler göster ki 
 O gözlerden sana baksın

Ona öyle bir sevgili ver ki
O gözler cennete acilan iki pencere olsun



Onunla oyle bir yolda yürüsün ki

Kilavuzları sen olasin ey Rabbim
Oyle bir sevgili verki Ona,
Ona sarildiginda kainat Onlar baksin
Birbirine sarilsin
SevgiNiz kurtla kuzulari baristirsin
size bakip seytan Adem'e secde etsin
Günah sevap ugruna kendini feda etsin
Olüler birer birer uyansin sevgiNizle
oNA öyle bir sevgili ver ki Rabbim!
SevgiLERİNde Muhammed sevilsin
Oyle sevSİNLERki birbirLERiNİ
Hz. Hatice göklerden Size seslensin
Ve desin ki;




"Bak ya Muhammed bak su sevgililere
onlar bizde... bizde onlardayiz.
Bak Askimiz birkez daha yasaniyor yer yüzünde..
Allah Askimizi öyLe cok seviyorki binlerce insana yasatiyor..

 
 
















 
 


Bütün çakılların denizi olmak var içimde
geniş yapraklı bir nilüferin nehri olmak
Nisanın tatlı sarhoşluğuna aldanıp beyaz oluvermiş,
Erik ağaçlarının gölgesi olmak
Öyle bir hayal var ki içimde
Tüm şarkıların sesi olmak, şiirleri sana bırakıp.
Anlarsın ya kelimeler nasıl düğümlenir,
Fırtına gemilerinin halatları gibi
Ya da gemiler nasıl alabora olur
Ağzımın içinde çırpınan dilimle beraber
Günü sırtından çıkaramayan dağların
Geceyi göğsünden sökemeyen semanın
Alacakaranlık yoldaşı gibi sürünmek var içimde
Seninle beraber
Kimsenin çaktırmadığı garip sevdalarının
Dostu kalmak
Acınan düşlerime misafir getirmek baharın bütün ışıltısını...
Öyle bir hayalim var ki,
Bir tek senin kıyılarında demirleyen
Yosun dostlarından olmak...


 
 
 
 
 
ASİL SEVDAM
 
 
 
 
 
ÇÖLLERDE YAPAYALNIZ KALSAMDA
HAYATIM BİR İNSANIN ELİNE VERİLMİŞ OLSADA
SENİ DÜŞÜNMEK HAYAT VERİYOR /barış akarsu
 
ASİL SEVDAMDIN
ASİL DOSTUM OLDUN
 
 
 
 
 
 
 
 
 

 NOT : BEN AMELİYAT OLUYORUM ARKDAŞLARIM BUNU TASLAĞA KAYDETMİŞTİM KIZ KARDEŞİM YAYINLIYOR KUSURA BAKMAYIN SENDE DERYA BU SENİN İÇİN BU SAYFA
 
 
 ZOR BİR AMELİYATA GİRCEM 3TANE BİRİ ADANA OLDU ŞİMDİ ANKARADAYIM UZUN SÜRE OLMUCAM HERŞEY OLCAĞINA VARIR ALLAHIM BANA YAŞAMA İSTEĞİ VERSİN BARIŞ AKARSUYADA DEVA İNŞALLAH YAŞAR AİLESİNEDE SABIR BENİM CANIMI ALIP ONA VERSE YÜCE RABBİM
21 YorumYorum yaz!Bağlantı

Pazar, Hazirane 10, 2007 - sevgili günlük2

Kategori: Sevgili gunluk

Sevgili ben, bu günlerde, ünlem ve soru işaretlerinden müteşekkil yaşadığın bütün zaman dilimlerinde, belki de yaşamının bütün ırmaklarının kuruduğunu düşündüğün bir anda, “en çok beklenen, en beklenmedik anda gelendir” misali, karamsarlığının üstüne doğru hızlı ve coşkun akan bir ümit selinin gelip, hayatının dermanı çekilmiş kollarına su vermesi, fakat hemencecik çekilmesi gibi ‘şehrin içinde, hayatın ortasında ve ölümün kıyısında’ bir başına, öksüz, dağınık ve halsiz kalabilirsin. Düşüncelerinin sayısız parçacıklara bölünmüş zerrelerini toparlamaya çalışsan da, bir akılcık cümle bile kurgulayamadan, şehrin adımladığın bütün sokaklarında kendine yol bulamayan avarelerden olursun. Tam da, “Artık her şeyin sonu, ben bittim, tutunduğum bütün dallar kırıldı” dediğin bir zamanda, nereye gittiğine bakmadan bindiğin bir yolcu otobüsünde, martıların eşlik ettiği bir vapur yolculuğunda veya dertli dertli, boğazın gümüş mangalı andıran derin sularını izlediğin bir günbatımında, yanında sıkıntılı halini dert edinen tanımadığın bir yol arkadaşı veya birlikte gününü paylaştığın bir dostun sana, senin yaşamsal davranış biçimlerine dair, kendi hayatının şaşırmış pusulasının farkında bile olmadan, kendisine bile değmeyen onlarca cümleyi kurgulayıp hayatına yön vermeye çalışan nasihatler etmeye çalışır. “Herkesin anlatılmaya değer bir hikâyesi vardır” diyerek, hiç istemesen de, saçmada olsa, kim olursa olsun sana anlatılan sade, ama gerçek dışı hikâyeleri duymak, verdikleri abartılı nasihatleri saatlerce, sabırla dinlemekten asla vazgeçme. Çoğu kez, ruhunu parçalara ayıran geçici bir sıkıntının anlık esiri olsan da, uyku ile uyanıklık, düş ile gerçek, yalan ile doğru arasında duyduğun bir cümlenin yüreğine düşürebileceği İbrahim'ce ateş, senin gönül bahçendeki kurumuş bütün güllerin yeniden açmasına ve rüzgârların hayatın ıssız kalmış bütün köşelerine taşımaktan mutluluk duyacağı rayihalar saçmasına sebep olabilir.
Kendime ve Sevgili(m) san’a, kaçmak sende neden alışkanlık haline geldi? En kötüsü de kendinden kaçıyorsun. Aynalara baktığında birden fazla gördüğün kaç yüz olduğunun farkında mısın? Sahi hangisi gerçek sensin? Hangisi, “ben” diyebileceğin kendini hayatın bütün sokaklarına, gecelerine ve mevsimlerine maskesiz taşıyan kendinsin? Bir ömür boyu aradığın şeyi aramadığın bir zamanda bulmak ve bulduğunu bile anlamadan kaybetmek nasıl bir duygudur bilir misin? Galiba sen, halâ büyüyememiş, başının okşamasını bekleyen, şefkate muhtaç bir çocuksun! Belki de yalnızca şefkati arıyorsun. Sen gökyüzünde herkesin fark edebildiği belirgin, parlak bir yıldız olmak dururken gecede uykuya dalmış güneş olmayı istememelisin. “Olduğun gibi görün; göründüğün gibi ol” sözünü hayat felsefesi diye anlatırken, sokaklarda sana ve benliğine ait olmayan maskelerle dolaşmamalısın. Sevgi üzerine bu kadar fazla cümleler kurgulamışken, kendi hayatını bile sevmeyen çelişkili insanlardan olmamalısın. İnandığın dinin “Oku” emrini bilmişken ve ilk duyduğunda hayretle irkilmişken kitaplardan uzak durmamalısın. Elin kaleme, düşüncelerin kelimelere tutundukça yazmaktan asla vazgeçmemelisin. Beklemekten nefret ederken, bekleten olmayı seçmemelisin. Bedeli ne olursa olsun ‘Özgür olmak’ dururken hayatını birilerinin yönlendirmesine kesinlikle izin vermemelisin. Bir şeyleri düzletme kaygısını taşıyabilecek kadar bilgi ve tecrübeye sahipken, boş vermek kadar anlamsız olan yanlış bir yolu seçmemelisin. Hoşgörülü olmak dururken, tahammülsüz olmayı kendine yakıştırmamalısın. Kendinle, hayatınla ve yaşadığın dünyayla olan barışıklığın seni mutlu edecekken, karamsarlıktan yana tavırlar takınıp da, mutsuzluk şarkıları fısıldamamalısın. Gönül zenginliği kanaatsizliğini doyuracakken, açgözlü olmayı seçmemelisin. Perdelerini serin esen bir rüzgârın havalandırdığı pencerelerden yıldızları seyretmekten mutluluk duyacakken, gecelerin karanlığından nefret etmemelisin. Dünya anlamayan, konuşacak sözü olmayan, haddini ve kendini bilmeyen bunca ağırlığı çekerken anlaşılmaz olup ta dünyanın yükünü artıracak davranışlar sergilememelisin. Kötü günde dostlarının yanında olman gerekirken, “Bana değmeyen yılan bin yaşasın” nemelazımcılığını kabullenmemelisin. Sessizliğin sesi varken, gürültülerin kulakları tırmalayan seslerinden mutlaka kaçmalısın. Bugünün içinde anlamlı yaşamak dururken, yarının kaygılarıyla bugününü de mahvetmemelisin. Umutlarını her mevsimde yeniden yeşertmek varken, umutsuzluğa teslim olamamalısın. Yürümeyi öğrenmeden koşmayı düşünmemelisin. Hayatın gerçeğe yakın pencereleri dururken, hayallerle avunmamalısın. Umursamanın umut olduğunu düşündüğünden beri, umursamaz tavırlar takınmamalısın. Her gün yeni bir şeyler öğrenmen gerekirken bildiklerinle yetinmemelisin. Renklerin mavisini seviyorsun diye siyahlardan nefret etmemelisin. Ölümden bu kadar korkarken, korkusuz olduğunu söyleyen aptal cesurlardan olmamalısın. Hayatının her anında sürpriz gelişmeler yaşanırken hayretin ifadesi ünlemlerden nefret etmemelisin. Çocukluğunu hiç sevememişken, geçmişe dönmek istememelisin. Yağmurda ıslanmak dururken, duygularını kuraklaştırıp yağmursuz kalmayı istememelisin. Seherlerde dua etmek dururken, güneşten sonra uyanmayı istememelisin. Bize, bizden daha yakın olan Rabbimiz varken, “Yalnızım” nankörlüğüne gitmemelisin. Hayatımıza yön veren inancımız varken, inançsız kalıp ateşlere atılanlardan olmamalısın.

Sevgili ben, kim ki sana, yaşadığın ânâ isyan etmeni öğütleyen, şükrünü unutturan anlamsız masallar anlatıyor, sonrada cümlelerine serpiştirdiği zehirli harflerini yanına alıp hayatın ateşlere götüren yollarında yürümeye devam ediyorsa, bu kaybolmuş kişiden biran önce kurtulup kendi yoluna gitmeyi sakın düşünme!. Bir insanı kurtaranın, bütün insanlığı kurtardığını öğütleyen ‘Sevgililer Sevgilisi’nin nasihatlerini, kendini bilmez insanların gereksiz cümleler doldurdukları heybelerine yükleyebilirsen, elbette ki ‘Seni öldürmeye gelen, sende hayat bulacaktır’ Sende hayat bulan…

Sevgili ben, birilerinin sana anlattıkları, ya da senin birilerine anlatacağın ve zincirlerin halkaları gibi birbirini tamamlayacak her satır, o satırlarda yer alan her cümle, o cümlelerin içindeki her kelime, o kelimelerin içindeki her harf başkalarına çok anlamsızken sana anlam, ya da sana anlamlıyken başkalarına anlamsız gelebilir. Sen duymayı bildikten sonra anlam, sen anlamı kavradıktan sonra ise yaşam seni, düştüğün her kuyudan minnetsiz kurtaracak, kurtarmakla kalmayıp çaresizliğinin üstüne karanlık bir gecenin ardından beliren billur bir güneş gibi doğacaktır.

Sevgili ben, sen okyanusları besleyen su kaynaklarından bile çok daha hızlı akan zamanın kıymetini geçmişiyle geleceğiyle elbette ki iyi kavramalısın. Ama sen en fazla yaşadığın anın değerini anlamak, anların içerisine yer alan hayatının kıymetini bilmek için doğrularını çoğaltmalısın. Çünkü ‘en değerli an, daima içerisinde bulunduğun andır’

Sevgili ben, bilmem farkında mısın? Hayatını, yazdığın her satırda, konuştuğun her cümlede, adi bir suçlu gibi yargılayıp defalar kere defalar bıkmadan sorguluyorsun. Niçin her şey apaçık ortadayken, bu kadar bilinmezliklerin peşinden koşup ilkbaharda solan bir menekşe gibi ortalarda, yapayalnız kalıyorsun? Yoksa bütün bu yaptıkların, meraktan kaynaklanan bir alışkanlık mı? Sakın unutma! Unutma ki merak, yolların dönüp dolaşıp tekrar aynı yere vardığı şeylerdir. Sana yakışan, girdiğin her sokağın sonundan aynı caddeye çıkmak, yaşadığın her gününü bir diğerinden farksız geçirmek, efendimizin buyurduğu gibi ‘İki gününü birbirinden farksız yapıp da’ söz meclislerinden dışlanmak olmamalıdır. Sen merakını giderince aynı yerde oyalanmak yerine, bir sonraki durağının rotasını belirlemek, o durakta öğrendiğin her şeyi akıl heybene doldurarak bir sonraki durağa, akıl heybene yükleyebileceğin yeni şeyler için koşarak gitmelisin. Böyle yapmak zorundasın! Gelecekte geçmişini hatırlamayı düşündüğünde veya ebedî hayata, yani bütün yollarının kesiştiği son durağa vardığında unutulmayan bütün güzel anların ve anıların önüne döküldüğünde, en çokta kendinin içinde bulunduğun ‘güzel’ unutulmayanların olmalıdır.

Sevgili ben, biliyorum, döndüğün her köşe başında bireysel kötürümlerin, seni benliğinden uzaklaştıran, ilacı bulunamamış yaşamsal hastalıkların karşına çıkmasına çok kızıyor, çaresiz kalmanın verdiği üzüntüyle kahroluyorsun. Sevgiler kere sevgilerin varken ve sana yakışan kendine gülümseyen bir sevgiyse, nefretler kere nefretin kesinlikle olmamalıdır. Hayatın boyunca sana uğramamış olan ve hiç tanımadığın öfkelerin bilmediğin bir zehir arkından gelip içtiğin suya karışarak seni aklıselim düşünemeyen bilinçsiz bir insan yapmasına izin vermemelisin.

Sevgili ben, biliyorum umutsuz olmaz! Hayatının bir gün güzel olacağını elbette ki düşünmelisin. Ama bunun hiçbir şey yapmaksızın olmayacağını kesinlikle unutmamalısın. Bedelini ödemeden kazanabileceğin bütün özgürlüklerin aslında seni birilerine esir yaptığını hiçbir zaman aklından çıkarmamalısın. Çünkü özgürlük, bedeli gerçekten çok ağır olan bir mücevherdir. Yaşadığın tüm günlerde sendelemeden, zorluklarla karşılaşmadan, sorunsuz bir gün geçirmek ve her şeyin bir gün iyi olacağını düşünmek ve bunu istemek yaşadığın ülke için şimdilik hayalden öteye geçmeyen mutlak gerçeklerdir. Sen önce sorunlarının ve sorumluluğunun olduğunu bilmek, daha sonrada nefes alıp verebildiğin sürece değiştirebileceğin ve düzeltebileceğin birçok şeyin mutlaka olduğuna inanarak hiçbir şeyi boş vermeye çalışmamalısın. Çünkü bu sorumsuz davranışın, kabuklar bağlamış yaralarının yeniden kanamasından başka hiçbir işe yaramayacaktır! Suçlu kendinken, kimi suçlamaya hakkın olabilir ki? Birilerinin, senin hayatını bütünüyle istemediğin bir şekilde yönlendirmesine izin veriyorsan ve değiştirip düzeltmek konusunda da hiçbir çaba sarf etmiyorsan hayatının susuz kalan ırmaklarının bir gün can bulacağını da bekleyemesin. Çünkü sen boş verenlerdensin. Çünkü sen, özgürlüğün bedelini ödemeyenlerdensin. Çünkü sen, boş vermenin hiçbir şey olduğunu ve hiçbir şeyin boş vermek kadar anlamsız olmadığını unutanlardansın. Belki de bu yüzden, hep unutulacaklardansın.

11 YorumYorum yaz!Bağlantı

Pazar, Hazirane 10, 2007 - sevgili günlük

Kategori: Sevgili gunluk

Sevgili ben, sokağın en başından başlayıp en sonuna kadar adımladığın her yerdeki her şeyi çöpe attın. Hayatı çöpe attın, anlamı çöpe attın, zamanı çöpe attın, günleri çöpe attın, yolu, yolculuğu veyol arkadaşlarını çöpe attın. Tam da sıra kendine gelmişken çöpün dolduğunu gördün, şaşırdın. “Onu dolduracak kadar çok şey atmamıştım ki” dedin. Merakla eğilip içine baktın. Senden önce, seni çöpe atanlarla oradaydın. Hayretle kaldırdın başını. Önünde uzayan bütün yollara, arkanda kalan tüm sokaklara ve hayata bir projektör edasıyla, şaşkınlıkla göz gezdirdin. Kimseyi bulamadın çevrende. Kimsecikler yoktu senin sokağında. Kalabalıklar yoktu. Dostların, arkadaşların yoktu.Yol da yoktu, yolculukta yoktu. Aslında, onların yürüdüğü sokaklarda da sen yoktun. Oysa sen dostluğu, narin bir çiçek gibi öpüp, koklayıp, hiç durmaksızın sabırla büyütmeliydin. Yap(a madın.

 

Sevgili ben, sen iç dünyasında taşıdığı derin, kalıcı ve kadim dostlukları hatırlayacak kadar vefalı olamayan ve kendilerini zirveye taşıyanlara sırtını dönen, kısaca, yalnızca kendilerini göre(bil)en, ama çok kısa bir süre içerisinde unutulup zirvelerden hayatın derin kuyularına yuvarlanan ahmak yalnızlardan değilsin. Olmamalısın da. Sen, öldükten sonra, geride kendi varlığına özlem duyarak, “Keşke biraz daha zamanım olsaydı her şey çok daha güzel olurdu” deyip acı çekenlerden de olmamalısın. Her gün biraz daha eksilen hayatının son noktasında, ölümün güzel yüzünü görmek ve arkanda yalnızlık kuyularına itilmeyecek kalıcı izler bırakmak için zamanını son satırına kadar bilinçli bir çabayla harcamalısın. Bazen bunu beceriyorsun da ve sanırım bıraktığın kalıcı izler de var. Ama bu, seni şımartmasın. Çünkü bu erdemi, kendi iç dünyanda iz bırakan, tanıdığın ya da tanımadığın güzel dostlarına borçlusun. Ki o dostlar, aynı yolun kutlu yolcuları olabilmek için ellerini ellerine uzatıp, seni fırtınaların önünde, nereye gittiğini bilmeden savrulan çerçöp olmaktan kurtarmışlardır.Bundan sonrada kurtaracaklardır da. Şükrediyor musun? Şükrü ihmal etme; çünkü veren, elbette ki almayı da bilendir.

Sevgili ben, biliyorum sen de herkes gibi nasihatten hoşlanmaz, insanların nasihat yerine senin düşündüklerini sana tekrarlamasını istersin. Belki söyleyeceklerimden çokta hoşlanmayacaksın ama gel, seninle zaman ırmağının başına oturup, onun beyhude akmasını seyreden hayat avcılarından ve kendi elleriyle inşa ettikleri gam, keder, acı ve sıkıntıdan oluşan kuleler nedeniyle kaderi suçlayan kendini bilmezlerden bahsedelim. Kalbindeki aşkı ince ince kanatıp, onu sorumsuzca tüketen ‘Leyla ve Mecnun’lardan, telefon defterindeki dostlarını rehbere sığmadığı için bir bir azaltan kıymetsizlerden, kırmızı güllere koşarken, ezdikleri kır çiçeklerinin farkında olamayan aptal romantiklerden bahsedelim. “Erkekler ağlamaz” deyip ağlamayan katı yüreklilerden, özlemeyen duygusuzlardan, hatırlamayan vefasızlardan, gülmeyen, güldürmeyen soğuk yüzlü sahtelerden bahsedelim. Zaman zaman aklı karışmayanlardan, her şeyi tümüyle tozpembe, ya da hayatıbütünüyle siyah görenlerden, “ya sev, ya terk et” saçmalıklarından, terk etmek yerine, sevebileceği hale getirmeyi düşünmeyenlerden, “bana ne” deyip geçiştirenlerden, neme lazımcılardan bahsedelim. “Ölürsem kabrime gelme istemem” diyen arabeskçilerden, “Ferdiciyim, Müslümcüyüm, Orhancıyım” deyip, iki şarkının kalbine damıttığı zehri yudumlayarak, ölümün soğuk yüzünü seçen akılsız hayat sahiplerinden, kendisine emanet verilen vücudu sorumsuzca yaralayan psikopat jilet manyaklarından bahsedelim. Sence dünya, bütün bu saçmalıklardan acı bir intikam almıyor mu? Sence, buncanb tüketilmişliğin sorumlusu aynı caddelerde yürüdüğümüz, sokakların, caddelerin, evlerin, dünyanın hatta aklın ve ruhun bile taşımaktan yorulduğu bilinçsiz aptal sürüleri değil mi?Söylesene, hayat mı suçlu, onu yaşayanlar mı? Yol mu suçlu, yolcular mı? Zaman mı suçlu onun akışına seyirci kalanlar mı? Söylesene sence hayat çekilmez mi, yoksa onu çekilmez yapan biz miyiz? …

Sevgili ben, bundan böyle yaptığın sorumsuz ve sadakatsiz davranışlarını yargılamak üzere vicdanında mahkemeler kuran ve ruhundaki tatminsizliği gidermek için gönül muhasebesinde kendini yargılayan bir insan olmalısın. Çünkü kendini yargılamadan kimseyi yargılayamazsın. Kendinimahkûm etmeden kimseyi mahkûm edemezsin. Kendini mahkûm etmeden doğrunun ne olduğunu elbette ki bulamazsın.

 

Sevgili ben, hiç düşündün mü? Sahi, ne kaldı her şeyden geriye? Sen, ben, bir de hiçbir şey mi?Yoksa ben, sen ve her şey mi? Garip değil mi, kırık dökük yaşamaya başladığın günlerinin içi artık güzelliklerle dolmuyor. Geçmişini hatırlamak bile yoruyor seni.Ne oldu sana böyle? Sevmekten mi yoruldun yoksa aptalca bir intikamın mı peşindesin? Belki de senin de eski masumluğun kalmadı yüzünde. Senin de bahçende güller açmıyor. Dikenler acıtıyor kalbini. Kurudu ırmakların. Soldu baharının renkli yüzü. Tebessümlerin bile sahte. Yoksa sen de, dünya gerçeklerine olduğu gibi değil de, olmasını istediğin şekilde mi bakıyorsun? Bildiklerinin az, bilmediklerinin çok fazla olmasına rağmen yine de onları konduracak bir gün aralığı bulamamanın verdiği sancı ve sıkıntı mı seni kahrediyor?

 

Sevgili ben, aldırma, senin hayatın, zaman ırmağı akarken ya da ırmağın önünde bentler varken, bulunduğun her durumda, o çok sıkıldığın, nefret ettiğin bazen edepsizleşip arsız sözler sarf ettiğin, öylesine yaşanan hayatlardan ve öylesine yaşayan insanlardan bir an önce kendini kurtarmandır. Ki onlar öylesine yaşarlar hayatı, öylesine yazıp çizerler kelimeleri, öylesine yürürler yolları, öylesine anlamının ne olduğunu bilmeden okurlar harfleri. Ki onlar öylesine tüketirler aşkları, öylesine söylerler sözleri, öylesine yaparlar işleri, öylesine geçiştirirler selâmlaşmaları.Ki onların öylesine sahtedir ki tebessümleri, öylesine geçer mevsimleri, öylesine biter ömürleri, öylesine akar zamanları öylesine yaşar ve öylesine ölürler. Ki onların öylesine ağırdır ki hesabı. Öylesine. Sustun. Hayrola ne düşünüyorsun? Öylesine yasamaya o kadar alıştı(rıldı)m ki öylesine ölmekten çok korkuyorum.Sen de mi?

 
Sevgili ben, artık kalbine dönmek ve düşüncelerinin huzurunu kaçırmadan, geçmişini hatıralarla, yarınını özleyişlerle, bugününü geleceğe sevgiyle sunacağın bir güzellikle geçirmeye çalışmalısın.En önemlisi, yeryüzü uykudayken veherkesin rüyalarına kâbuslar hükmetmişken önce kendini, sonrada herkesi uyandırıp ayrı yürünülen bütün sokakları, birbirine çıkmayan bütün caddeleri, zamansız gelen ve habersiz geçen bütün mevsimleri, içine sığamadığımız bütün günleri,aynı tarlada birbirinden habersiz farklı yerlere savrulan başakları ve el değmemiş, keşfedilmemiş dostlukları bulup birbirine kenetleyerek, kaybetmeden kazanma yarışında olmalısın.
Çünkü  sen yoksan, kimse yoktur. ‘Ben’ bile.
2 YorumYorum yaz!Bağlantı

<- Son SayfaSonraki Sayfa ->
myspace layouts, myspace codes, glitter graphics

...:::Hakkımda:::...

Aşk mıydı? Hayır kesinlikle değil. Peki ya tutku olabilir mi? Bu soruları kendime sorduğumda tanıdım kendimi. Yazmaya ilk başladığım an anlamalıydım aslında bunun bir tutku olduğunu. Yazmanın tutkusu tanıştırdı beni benimle. Önce harfler tanıştı sonra kelimeler,cümleler kıskandı uzadıkça uzadı,şiirleri getirdi yanında arkadaş. Şimdi görüyorum harflerin,kelimelerin,cümlelerin kahramanları benlerim. . .

...:::Links:::...

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım

....:::Müzik:::...

Aslı Güngör feat. ...

....:::Kategoriler:::...

...:::Arkadaşlarım:::...

Özkan Özdemir
lepidoptera
nehirida
mansur
yildiztozu
thelosthighway
bahargozlum
hiphop313
arzu tezel
yaprakdokumu
mecnun1965
cemrenur991
fatoscb
genocide
HASAN YILMAZ
romantikmeyhane
yenilenmek
yemekbulteni
trsofa
zuhalaksulu
yagmur056
esmacaner
edaca30
gerceksevda
nurlayemek
nejdetalkan
lordoftheloneliness
benyaziyorum
simsiyahyinehertaraf
sahtemelek
esmaacaner
kiymetlim
cehennemgardiyani
immortalcadisi
esmidik
ozlemozer
gifdunyasi
gamzeden
yarab
benyaziyorumsiyaset
satiyorumsaaattim
koookle
soylenmeyensozler
alperbaranesin
fleures
bebekiiiim
biranne
benyaziyorumflashheader
darkgirll
zuhalaksulu01

Ziyaretçi Sayacı