1980 çizgi kuşağı unutulmayan ve özlenen

PEPERO'NUN MACERALARI



Güney Amerika'da geçen bir diğer çizgi film de Pepero'nun Maceraları idi. Bizim Altın Kuşlu Esteban'a benzerdi ama Pepero daha eskidir. Esteban gibi Pepero da Altın Kenti yani El Dorado'yu aramaktaydı. Çünkü kabilesi açlıktan kırılıyordu ve Pepero'nun onlara yiyecek bulması gerekmekteydi. Pepero'nun can yoldaşı ChuChu, arkadaşları Aztek ve küçük bir kız olan Kuena idi.

WUZZLES



İşte efsanevi Cumartesi'den Cumartesi'ye kuşağında yayınlanan sevdiğimiz bir çizgi dizi de Wuzzles idi. Wuzzles genetik mutasyona uğramış bir grup hayvancığın maceralarını anlatırdı. Sizi temin ederim o zaman ne gen ne de mutasyon kelimelerini bilirdik. Fakat hayvancıklar çok matraktı. Mesela yarısı fil yarısı kanguru , yarısı hipopotam yarısı tavşan (vallahi uydurmuyorum) yarı panda yarı kunduz... bu böyle giderdi. Jenerik şarkısı çok eğlenceliydi. Ama kısa ömürlü bir dizi olmuştu.



ROBOSTORY



"Rellelle rellelle teneke teneke trenler" diye şarkı söyleyen acayip robotları hatırlıyor musunuz? İşte o çizgi film bu idi. Bu dizinin kahramanı turuncu saçlı bir küçük kızdı. Bu kız çomarıyla beraber acayip bir gezegene düşüyordu. Burası robotların yaşadığı bir gezegegendi ve rengarenk iyi robolar kapkara kötü robotların tuzaklarından kurtulmaya çalışırken bize de o acayip şarkıyı söyleyerek coşmak kalırdı: rellelle rellelle teneke teneke trenler!

SPORTMEN BILLY



Adı üzerinde spor hakında bir çizgi filmdi. Billy başka bir gezegenden gelmiş kahramanımızdı. Hayatta tek derdi zeki, çevik ve ahlaklı bir sporcu olmak ve dünyada sporu korumaktı. Tabii düşmanı da vardı, He-Man'deki kötü Lin'e benzeyen Vanda! Billy'nin yardımcıları da sportmen küçük bir kızla bir köpekti. Bunların ne zaman başı derde girse Billy o çirkin spor çantasını çıkartır içinden illa tam işine yarayacak bir spor malzemesi bulurdu. O çantanın içinden kompile spor salonu bil çıkartırdı ben size öyle söyleyeyim! İşte bu Billy'i hiç sevmezdim, koca kafalı itici bir tipti!

ULYSSES 31



31. yüzyılda geçen, mitolojik çağların kahramanlarının uzay maceralarını anlatan bir çizgi filmdi. uzaylılar Odisseus uzay gemisinin kaptanı Ulysses'in oğlu Telemakos'u kaçırıyor, kaptan da Kikloklar'ı kesip oğlanı kurtarıyordu, yanında bonus olarak bir de uzaylı kız geliyordu. Fakat Kikloklar'ı kestiği için tanrıların kralı Zeus, Odisseus'u cezalandırıp dış uzaya atmıştı. Dizinin kalanında kahramanlarımızın dünyanın yolunu bulma çabalarını izlemiştik. Ama dünyaya gidebilmek için önce Hades krallığını bulmaları gerekiyordu, sonunda ne olduğunu bilen varsa yazıversin bir zahmet.


MOLIERISSIMO



Benim çok sevdiğim bir dönemde, Üç Silahşörler ve Kardinal Rişliyö döneminde geçen bir Fransız çizgi filmiydi. Kahramanımız küçük akrobat Quentin, meşhur Moliere'in sevgisini kazanıp gezici kumpanyasına girmiş ve tiyatrocularla seyahat etmeye başlamıştı. Tabii her gittikleri yerde maceralara bulaşırlar, gerektiğinde kılıçlarını çekip coşarak olaya girmeyi ihmal etmezlerdi. Her Fransız çizgi filmi gibi bunun da çok güzel bir şarkısı vardı.

DÜĞME BURUN



Çok sevilen, neşeli, uçuk kaçık bir çizgi filmdi. Düğme Burun'un babası Çilek Araştırma Merkezi başkanıydı (????) Düğme Burun bir gün babasının yerine çileklerle uğraşırken , çilek almaya gelen bir uzaylının gemisine atlayıp Meyve gezegenine gitmişti. Burada kendisini esir almaya çalışan gezegen halkından kızımızı Ekmek Kadayıfı amcası kurtarmıştı (ooeeh) Düğme Burun yaz tatilini bu tatlı (??) amcayla geçirmeye karar veriyor ve Meyve gezegeninde maceradan maceraya koşuyor, coşuyordu.

MUZ ADAM



Kahramanımız Eric kendi halinde bir öğrenci idi. Ama her ne zaman ki bir tane muz yiyor, birden inanılmaz şekilde Muzadam'a dönüşüyordu. Sahip olduğu az biraz beyin varsa o da bu işlem esnasında kayboluyordu! Allahtan bunun düşmanları bundan daha da gerzektiler de, bizim ki dünyayı kurtarmayı başarıyordu her seferinde. Fiona diye bir kıza aşık olmayı da ihmal etmedi tabii bu arada. Çok eğlenceli bir çizgiydi doğrusu.


SİHİRLİ KURDELE



Doksanların hemen başında yayınlanmış ve çok sevilmiş bir çizgi filmdi. Himeko biraz erkek Fatma tadında küçük bir kızdı, çok hoş küçük hanımefendi ablasını kıskanırdı. Birgün bunu bir peri ziyaret etmişti (ama peri kızı aynen Himeko'nun ikizi gibiydi) ve bizimkine kırmızı bir kurdele vermişti. Bu kurdele ile kızımız istediği ademoğlunun yerine geçebiliyordu! Tabii kaçınılmaz olarak sakar Himeko sayısız maceralar yaşıyordu onun bunun yerine geçerek.


KONT DUCKULA



İsmi bile komik bu vampir ördek çok sevimli bir yaratıktı. Kont Duckula aslında yüzyıllardır reenkarne olan ve aktif olarak vampirlik yapan tarihi bir kişilikti ama son seferde bir hata olmuş, reenkarnasyon için gerekli kan bulunamayıp domates salçası kullanılınca bizim vejataryen vampir ortaya çıkıvermişti. Milletin boynunu ısırmak yerine şöyle sulu sulu bir havuç kemirmeye bayılıyordu! Bunun bir de evlere şenlik İgor isimli uşağı ile balina gibi bir dadısı da vardı.

KÜÇÜK LULU



Birgün TRT'de "az sonra çizgi film Küçük Lulu" diye bir yazı çıktı, ben de bunu çok sevdiğim Çiçek Kız Lulu zannederek hevesle ekran karşısına kuruldum, bir de ne göreyim, bu bücür kız! O zamandan beri Lulu ile pek hoşlaşmam. Bu Lulu'nun lüleli saçları, hiç değişmeyen kırmızı elbisesi, bir de eteğinin altından görünen fırfırlı paçalı pazen donu vardı. Sürekli yaramazlık yapar, şişko bir oğlanla uğraşırdı. Çocukluğumuzun çizgi filmlerinden biriydi yaramaz küçük Lulu.


EMİLİE



işte uykudan Önce programında yayınlanıp hepimizi uyutan çizgi filmlerden biri de bu küçük kızın maceralarını anlatan az gelişmiş çizgiydi. Bunun bir de şarkısı vardı ki, o zamanlarda istisnasız tüm küçük kızlar ezbere bilirdi :

benim adim emily
kardeşlerim steven ve pat
bir de minik kirpimiz var
çok severler hepsi beni
görünce hemen tanırlar
kırmızı başlıklı elbisemle
kalemlerim var

Unutmadan söyliyeyim, kirpinin adı da Hanfri idi.


HAYALET AVCILARI



Filmlerdeki tiplerin oynadığı çizgi filmden önce işte bu hayalet avcıları vardı, 2 tane alakasız tiple çok gelişmiş bir goril başroldeydi. Tiplerin biri ince uzun sarışın, öbürü kalındı, uzun bir palto giyer, tayyareci gözlüğü takardı. Bunların kurukafalı bir telefonu vardı, çangır çungur çalar, bizimkiler öcülerin peşine koşarlardı. Çok eğlenceli, matrak bir çizgi filmdi. Sonradan bildiğimiz hayalet acvıları "real ghostbusters" olarak ortaya çıkmıştı, öz hakiki koç turizm hesabı.

JUMARU



Yine TRT tarafından yayınlanmış, herkesi etkilemiş bir çizgi film idi. Bu çizgi filmde çocuklar, pinpon masası gibi bir masa üzerinde ufacık robotları dövüştürürlerdi, hem de bunlar laptopla yönetirlerdi. Seksenlerde laptop görülmüş duyulmuş şey değildi bizim memlekette. Kahramanımız Sanşiro'nun robotunun adı Jumaru'ydu. Jumaru oyunun başlarında dayak yese de sonunda toparlanır, herkesi döverdi. Jumaru kırılıp bozuldukça Sanşiro ile beraber ekran başında biz de ağlardık. O günlerde pek çok çocuk evde Jumaru imal etmeye kalkıp koltukları yakmış, annesinden dayak yemişti.


NADIA, MAVİ SUYUN ESRARI



TRT'de yayınlanmış ve çok sevilmiş çizgi filmlerden biriydi. Ayrıca pek çok Türk genci bu dizinin kahramanı Nadia'ya da aşık olmuştur. Nadia 14 yaşında sirkte çalışan yetim bir kızdı. Boynunda işte bu meşhur Mavi Su denen kolyesi vardı. Birgün hırsızlar buna saldırıp kolyesini çalmaya kalkışmışlar, Nadia'yı Jean adında çok akıllı bir çocuk kurtarmıştı. İkilimiz hırsızları takip ederek okyanusa ulaşmışlar veee inanılır gibi değil ama çocukluğumuzun unutulmaz denizcisi, Denizler Altında 20000 Fersah'ın kahramanı, Nautilius'un kaptanı Kaptan Nemo ile tanışmışlardı. Kaptan Nemo çocukları hırsızların başı, şeytani Gargoyle'dan kurtarmaya kara vermişti, çünkü Gargoyle mavi suyu kullanarak efsanevi Atlantis kentini yeniden kuracak ve dünyaya hakim olacaktı.


CONAN



Barbar Conan ile hiç alakası olmayan, fütüristik çigi filmler ekolünden bir diziydi. Bu çizgi filmde 2008 yılında korkunç bir nükleer silahın patlamasıyla dünyamız sulara gömülüyordu. İnsanlar uzay gemileriyle kaçmaya çalışırken kötüler bunları engellemiş, gemiler sularla kaplı dünyaya dönüp kaybolmuşlardı, yalnızca bir gemi dünya üzerinde kalan küçük bir toprak parçasına inebilmeyi başarmıştı. Bizim ufaklık Conan bu adada yıllar sonra doğmuş ve dedesiyle yaşarken, birgün sahilde Lana diye bir kız bulmuştu. Sonra kötüler bu kızı kaçırınca, kızın peşinden gidip diğer insanları aramaya koyulmuştu.


Pazartesi, Mayıs 01, 2006

SYLVANIAN AİLELERİ



Haftada bir gün akşamüzeri TRT'de izlediğimiz öğüt verici, birbirimizi sevelim, birbirimizi öpelim temalı çizgi filmlerden biri de bu Sylvanianlar'dı. Bunlar büyülü bir ormanda yaşayan minicik ayıcık, tavşancık vb hayvanatlardı. Her bölümün başında bizim dünyadan çok dertli bir velet ağlayarak uykuya dalar, sonra hooop sihirli ormancının yanında uyanırdı. Ormancı buna aynen Alis gibi acayip bir şerbet içirir, bizimki bir anda cüceye döner, Sylvanianlar'la aynı boya (bkz.bamya boy) inip kocaman bir ağacın dibindeki minicik kapıdan geçerek bunların yanına koşardı. Sylvanianlar bu çocuğun derdine derman olurlardı. Tabii burada kötü tipler de yaşardı, tipsiz bir yarasa ile gerizekalı bir timsah Sylvanianlar'a gıcık olup bunları ormandan atmaya çalışsalar da beceremezlerdi. Her bölümün sonunda çocuk kahraman dersini almış şekilde kös kös evine dönerdi.


BELLE VE SEBASTİAN



Sebastian Pireneler'de yaşayan kimsesiz bir oğlandı. Annesi bunu doğurduktan sonra aslen bir Çingene olduğu için yerinde duramamış ve dağlarda gezmeye gitmiş ama bir türlü geri dönmemişti. Yaşlı bir dayıyla yaşayan Sebastian bir gün Belle isimli kocaman bir köpek bulmuştu, bunu köylüler canavar sanıyor, adam öldürmekle suçluyorlardı. Sebastian, Belle'i alıp dağlara kaçmış, annesini aramaya başlamıştı. İşte biz de bu köpek ve çocuğun dağlardaki maceralarını izlemiştik. Yanlış hatırlamıyorsam bir de minicik bir köpek daha vardı bu çizgide. Sonunda ne olduğunu anımsayan lütfen anlatsın.


TENTEN



Çizgi romanlardan doğmuş Belçikalı bir gazeteci oğlandı. Adam mı çocuk mu belli değildi, yaptığı işlere bakarsan koca adam, yumurta suratına, tepesindeki bir lüle saça bakarsan böyle genç, süt gibi bir oğlandı. Fındık diye cins bir köpeği vardı. Maceralarında yakın dostu çılgın kaptan Hadok ve deli mucit profesör Turnasol Tenten'e eşlik ederlerdi. Ne zaman Tenten suçlu duruma düşse ikiz dedektifler Dupont&Dupont çıkagelirdi. Tenten, maceralarında bütün dünyayı dolaşmış, bir keresinde aya bile çıkmıştı (oha) . Hatta bir macerada Himalayalar'a gidip (belasını arıyor ya!) kar adamı Yeti'yi görmüşlüğü vardı yanlış hatırlamıyorsam.


ASTERİKS



Yıllarca hem çizgi romanlarını okuyup hem de çizgi filmini izlediğimiz en sevilen kahramanlardan biri de cesur Galyalı Asteriks'ti. Bunlar Roma işgali altında inleyen Fransa'da bir türlü ele geçirilememiş minik bir Galya köyünde yaşıyorlardı. Asteriks'in can dostu, sırtında kocaman taşları taşıyabilen, üçyüz kiloluk Hopdediks'ti. Hopdediks'in minicik Idefiks diye bir köpeği vardı, bu köpecik çok tabiatseverdi. Ne zaman bir ağaç kesilse ağlardı. Her kavgada Romalılar'ı dağıtan elemanların sırrı köy büyücüsü Hokus Pokus'un pişirdiği "deve gücü tazı hızı şerbeti" idi. Ne zaman savaş çıksa bizimkiler bu şerbetten içer ve Romalılar'ın ağızlarını burunlarını kırarlardı. Ama Hopdediks küçükken şerbet kazanına düştüğü için onun içmesine izin vermezlerdi. Köyün şefi Toptoriks, Romalıları kocaman balıklarla döven balıkçı Palamutiks, güzel kızı da Dilberiks idi. Bir de sesi çok çirkin bir Şair vardı. He maceranın sonunda köyün meydanına şölen sofrası kurulur, yaban domuzu kızartması yenir, ama Şair şarkı söylemesin diye bir ağaca asılırdı.

GALAKSİ ŞERİFLERİ



Hikayeye göre 2086'da iki uzaylı "hey dünyalı biz dostuz" diyerek bizim gezegene geliyorlar ve de bundan sonra insanlar uzayda yayılmaya başlıyorlardı. Tabii bunlarla birlikte evrende çeşitli belalar da artınca güvenliği sağlamak için Galaksi Şerifleri devreye giriyordu. Buna resmen uzayda geçen western diyebiliriz. Gezegenler John Wayne filmlerinden fırlamış gibi olurdu. Şeriflerin lideri Zach diye bir adamdı. Hatta bunun karısını kötü uzaylılar kaçırıp kadının aklını almışlardı.


RAHAN



Bu abimin bile bildiği oldukça eski bir çizgi filmdi. Rahan prehistorik çağlarda yaşayan numunelik bir dayıydı. Bunun kabilesi yanardağ altında mı ne kalıp yokolunca diğer kabileleri aramak üzere yola düşmüştü. Boylu poslu, uzun sarı saçlı, solaryum yanığı renkli ve ayı postundan bir don giyen heyecanlı bir gençti Rahan. Boynunda babasından yadigar dişli bir kolye vardı, yanlış hatırlamıyorsam bu dişlerin her biri cesaret, bilgelik vb bir erdemi temsil ediyordu. Rahan bıçağını bir kaya parçasının üzerinde fırdöndürüp ne yöne gideceğine karar verirdi. Karşısına göl çıksa üşenmez kano yapardı. Arpası fazla gelmiş denen cinstendi. Kendine benzerleri ararken yolda gördüğü esmer tiplere iyilik, güzellik, insanlık dersleri de vermeyi ihmal etmezdi.


UÇAN FİL DUMBO



Çocukluğumuzda bizi ağlatan acıklı Disney çizgi filmlerinden biri de bu yelken kulaklı ufaklıktı. Dumbo bir sirkte doğmuştu. Annesinin bunu hortumunda salladığı sahneye en taş kalpliler bile dayanamazdı. Kulakları yüzünden herkes Dumbo'yla dalga geçerdi. Annesi de onu korumaya çalıştığı için hapse yani sirkteki kafeslerden birine atılmıştı. Fakat bir gün sirkteki kırmızı üniformalı minik fare buna bir ot vermiş ve Dumbo kulaklarını flap flap çarparak uçmaya başlamıştı. Uçarken o yeşil otu hortumun ucuyla tutardı. Sonuçta Dumbo meşhur olup paranın gözünü vurmuş, annesini de kurtarmıştı. Biz de ağladığımızla kalmıştık.


BAY MERAKLI



Rahmetli Cenk Koray'ın sunduğu tatil programı Stüdyo Pazar içinde aralara serpiştirilmiş bir çizgi karakterdi. Ekranda ince bir çizgi görünür, sonra ortaya çıkan bir el bizimkini çiziverirdi. Bay Meraklı lala lala laaa laa yürürken onu heyecanlandıran birşey görür, badabirirgurukiri baaa diye anlaşılmaz bir dille çizerle kavga eder, sonunda ppppppuaahahahahaa diye kahkahayı basardı. Ailede herkesin sevdiği unutulmaz bir karakterdi.

Şu sayfada maceralarını izleyebilirsiniz:
[Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.Üye Olmayanlar Forumumuzdaki Linkleri Göremez. 10 saniyenizi ayırarak üye olun...]


LAFF-A-LYMPICS OLİMPİYATLARI



Görülmüş en az katılımlı olimpiyat oyunu bu Laffalimpik idi, sadece 3 takım yarışırdı: Scoobyler, Yogiler ve de Gerçek Kötüler. Bütün karakterler diğer çizgi serilerden toparlama tanıdık tiplerdi. Gerçek Kötüler hep hile yapar, yaptıkları hile en sonunda ağır çekim gösterilirdi. Ama hiçbir zaman kazanamazlardı. Çünkü hep Scoobyler kazanırdı. Of Allahım bir kere bu kötülerin kazandığını göremedik, hep Skubi hep Skubi. Sadece bir kez Yogiler kazanmış, biz de şoke olmuştuk.




SOKAK KURBİŞLERİ



Comic Strip kuşağındaki çizgi filmlerden biriydi. Bunlar mütemadiyen iş arayan, sürekli pizza yiyen ve tuhaf tuhaf rap yapan birtakım kurbağalardı. Bu kuşakta ayrıca Karate Kat, Minik Canavarlar ve de Tigersharks'ı da izlerdik. Tigersharks resmen Thundercats'in su altında geçen versiyonuydu. Minik canavarlar Dracula, Frankenstein gibi öcülerin 0-5 yaş grubu maceralarını anlatırdı. Karate Kat ise dedektif bir kediydi. Benn bir karate makinesiyimmm der, kötülere dalardı.

TAO TAO



TRT'de yayınlanmış mutluluk dolu çizgi filmlerden biri de bu pandacığın maceralarını anlatan Tao Tao idi. Tao Çin'de yaşayan bir yavru pandaydı, arkadaşlarıyla bütün gün ormanda koşar oynardı. Bunlar yoruldukça Tao'nun annesine gider, ondan bir öykü anlatmasını isterlerdi. Anne panda da aynen Adile teyze gibi, onları hiç kırmaz, her zaman bir hikaye anlatırdı. İşte biz de her bölümde bu ana pandanın anlattığı hayvan ökülerinden birini izlerdik.


BRAVESTARR



Gelecekte, uzayda geçen western çizgi filmlerden biri Bravestarr'dı. Kahramanımız bir Amerikan yerlisiydi. Bunun en önemli özelliği başı sıkıştığında "ayıınıın gücüüü, pumanın hızııı, atın bilmemnesiii" diye bağırıp gaza gelmesi ve bu hayvanların özelliklerine sahip olarak coşmasıydı. Kahramanımız gezegenindeki acayip bir minerali kötülere karşı koruyor ve her bölümün sonunda bize bu bölümden çıkarmamız gereken dersi anlatıyordu. Salağız ya biz anlamayız.


UZAY ŞÖVALYELERİ



(SABER RIDER AND THE STAR SHERIFFS) 21.yüzyılın sonlarında insanlığın tüm kainata yayılacağını varsayarak yapılmış uzayda geçen çizgi filmlerden biri de Saber Rider idi. Kahramanımız siyahlı beyazlı üniforması ve robot atıyla, İskoçyalı bir sövalye idi. Ekibindeki şeriflerden biri Şumi her yarışı kazanan bir şoför, ötekisi de attığını vuran bir kovboydu. Bir de April diye baştan ayağa kırmızılar giyen, uzuuun sarı saçlı bir kız vardı ekipte. Bunların gemisi robota dönüşüyor, kahramanlarımız gezegenleri kötülere karşı koruyorlardı.

HAYALET AVCILARI



Meşhur film serisinden uyarlanmış çok eğlenceli bir çizgi filmdi. Yanlış hatırlamıyorsam yaz tatili ekranında, hafta içi akşam üzeri yayınlanırdı. Bunlar dört çılgın bilim adamıydılar. Hangar gibi bir ofisleri, kabarık kızıl saçlı kaçık bir sekreterleri, bir de evlere şenlik bir arabaları vardı. Hayaletleri yakalayıp elektrik süpürgesi gibi bir cihazla hapsederlerdi. Bazen hayaletler şehirde serbest kalır, ortalık şenlik yerine dönerdi. Bir de bunların başlarına ekşiyen Slimer diye çok şeker, yeşil bir hayalet vardı. Bu da sürekli yemek yer, heryere salya bulaştırırdı.


CAPTAIN FUTURE



Çok değişik bir çizgi filmdi. Bir bilim adamı karısını ve ortağını alıp Ay'da gizli bir üsse yerleşiyordu. Ortağının bedeni iflas etmiş olduğundan bilim adamı herifin beynini bir kasaya yerleştirmiş, bizimki bundan sonra hayatına Beyin olarak devam etmişti. Bilim adamı ve Beyin beraber bir robot ve android icat etmişlerdi (C3P0'nun dedesi) Gelgelelim kötü adamlar bilim adamıyla karısını öldürmüş, ve bunların çocuğunu bu Beyin, Robot ve Android büyütmüştü, işte Captain Future bu çocuktu. Captain Future zeki, çevik ve ahlaklı bir bilim adamı ve sportmen kişilik olarak büyümüştü. Ve bilimsel yeteneklerini insanların hizmetine sunmuştu.


SCOOBY DOO



Star'da yayınlanırdı. Fred, Shaggy, Vilma, Daphne ve salak köpek Scooby'nin maceralarını anlatırdı. Bunlar her bölümde illa ki bir takım öcülere, hayaletlere, canavarlara bulaşır, zavallı Scooby'nin korkudan ödü patlardı. Fakat kahramanlarımız sonunda esrarı çözer ve hayalet maskesinin altından o bölümün kötü kişisi çıkardı. Bir kez olsun gerçek bir hayalet görseler dişimi kırardım!


SİNBAD



Binbir Gece Masalları'ndan uyarlanmış eski bir çizgi film idi. Minik Sinbad'ın maceralarını anlatırdı, bunun özellikle sarı şalvarını unutamamışımdır. Omzunda kuşuyla denizlerde dolaşır, çeşitli maceralar yaşardı. Alaaddin'in uçan halısı da bu çizgide görünmüştür.


RICHIE RICH



Star'da yayınlanırdı. Bu çocuk artık zenginliğin dibine vurmuş, bir eli balda ötekisi çikolatada, Dolar isimli çomarı (yuuhh) ve arkadaşlarıyla maceralar yaşardı. Hayal edip edilemeyecek herşeyi vardı. Sevgilisinin adı Gloria idi galiba. Tipik ingiliz uşakları tadında bir de uşağı vardı. bundan esinlenmiş Silver Spoon-Gümüş Kaşıklar diye bir dizi film de izlemiştik ufakken. başrolünde Şampiyon filmindeki sarı oğlan oynuyordu. Yıllar sonra yapılan Richie filminde ise Macaulay Culkin oynmıştı.


Çarşamba, Nisan 19, 2006

MOCK VE SWEET



çuç çu ri çuç çuu dorrik dorrik moguu moguu... Herhalde gelmiş geçmiş en sevimli, en şeker çizgi tipler, bu köstebek kardeşler Mock ve Sweet idi. Hele o Mock'un pilot şapkası ile gözlükleri çok bitirimdi. Bu tıfıllar acep yukarıda neler oluyor diye meraka düşüp kaz kaz kaz kazarak yeryüzüne çıkıyor, kötülerle mücadele edip iyilere yardımcı oluyorlardı, ama bu çizgi filmin asıl unutulmaz özelliği, istisnasız o zamanın tüm çocuklarının ezbere bildiği "dorrik dorrik mogu mogu" şarkısıydı. Erhan Konuk'un Pop Saati programının jeneriği nasıl beyinlere kazındıysa, mogu mogu da öyle bir unutulmaz klasik olmuştu, bugün bile bizim kuşaktan birini dorrik dorrik? diye selamlarsanız size mogu mogu! diye cevap verir.


MARCO



Minik yavruları ağlat ağlatabildiğin kadar ekolünden, acıklı bir çizgi film de Marco'ydu. Marco ailesiyle İtalya'da yaşardı, babası da doktordu, ama fakirlere parasız baktığından borçlar almış yürümüş, Marco'nun annesi de Arjantin'e çalışmaya gitmişti. Gel zaman git zaman anneden ses çıkmaz olunca Marco kalkıp Arjantin'e gitmiş, annesini aramaya koyulmuştu. Zaten asıl ağlatıcı sahneler bundan sonra başlamıştı. Her bölümde tam o geldiğinde annesi gitmiş olur, izleyenlerin gözlerinden yaşlar boşalırdı. Neyse ki mutlu sonla biterek bunalttığı yüreklere biraz su serpmişti.


FLANDERLER'İN KÖPEĞİ



Yetmişlerde yapılmış salya sümük ağlatan çizgi filmler ekolünden, çok acıklı bir çizgi diziydi. Hollanda'da geçerdi. Nello isimli fakir bir oğlanın hikayesini anlatırdı. Nello'nun Alois adında babası zengin bir kız arkadaşı vardı. Bu kız otantik sabolar, uçları kıvrılan bir de şapka giyerdi. Nello birgün Patraş diye bir köpek buluyor, ve köpekle çocuk can ciğer arkadaş oluyorlardı. Çizgi filmin sonunda Patraş Hakkın rahmetine kavuşuyor ve kimse gözyaşlarını tutamıyordu. Ooofff, zaten bunun arkasından da çocuğun kendi geyiğini vurduğu çizgi film geldi ve minicik beyinlerimizde yer etti.


REMI




Biz küçükken çizgi filmler eğlendirici değil üzücü olurdu, çizgi film ne kadar çoluk çocuğu ağlatmışsa o denli iyi sayılırdı. İşte bu Remi de en acıklı, en damar çizgi filmlerin başında gelirdi. Remi köyde kendi halinde yaşar giderken anne-babası sandığı insanların gerçek ailesi olmadığını öğrenmiş ve canavar üvey baba tarafından Vitalis diye yaşlı bir adama satılmıştı. Vitalis'in köpekler ve maymunları başrolde oynattığı bir gezici tiyatrosu vardı. Remi bundan sonra her bölümde felekten sille tokat dayak yemiş, kızlı erkekli seyreden tüm çocuklar gözyaşlarına boğulmuştu. Of içim daraldı. Sonunda gerçek annesini bulduydu.


KARAKANAT




Karakanat Darkwing Duck çok eğlenceli bir Disney çizgi filmiydi. Açılış şarkısı harikaydı. Çılgın Pilot'la maceralar yaşar, sevimli ve de akıllı kızı Gasoline ile uğraşırdı. Bu Gazolin'in tombik bir erkek arkadaşı da vardı sanırım. Ama Karakanat'ın en güzel yanı, kötülerle karşı karşıya geldiğinde sarfettiği "ben gecenin içinde kanat çırpan terör", "ben begonyalarda iz bırakan sümüklüböcek", "ben saçlarına yapışan sakız" gibi repliklerdi. En sevdiği renk mor olan karizmatik bir ördekti.


TSUBASA




İşte bizim kuşağa dünyanın yuvarlak olduğunu öğreten , popülaritesi tavan yapmış çizgi film bu idi. Ender arkadaşımızın da en sevdiği çizgi film buydu. Tsubasa Nankatsu takımının kaptanıydı, kalecileri Wakabayaşi ile çocuk liginde şampiyonluğa oynarlardı. Saha koş koş bitmezdi, futbolcular koştukça dünyanın yuvarlak olduğu ispatlanırdı. Bunlar da fizik kurallarına aykırı vuruşlar yapar, top korkunç bir hızla kaleye gider, kaleci topa direnç göstererek durdurmaya çalışır ama topla beraber gol olurdu. Bir keresinde çok iddialı bir kaleciye karşı oynuyordu Tsubasa, seyirciler bu kalecinin hiç gol yemediğinden dem vuruyorlardı ki kalecide de acayip bir kendine güven vardı, Tsubasa meşhur vuruşu ile topu kaleye yollamış, herkes gol olacağını beklerken kaleci topu inanılmaz bir refleksle çelmiş, top kornere çıkmıştı ve kaleciden kendine olan güveninden dolayı şu yaran cümle gelmişti: "kahretsin sadece kornere çelebildim!"

GOL (STRIKER)




Japon futbol çizgi filmleri ekolünden izlediğimiz ikinci çizgi Gol idi. Bunun kahramanı Benjamin diye İtalyan-Japon kırması bir çocuktu. Bu çizgi filmin en önemli özelliği, sürekli Tsubasa ile karıştırılan , maagnuum vuruuşuu, aakuulee vuruşuuu, cart vuruşu, curt vuruşu teknikleri idi, kahramanlarımız magnum vuruşu diye bağırır, sonra bacaklarını anatomiye tamamen aykırı şekilde havaya kaldırıp, zavallı topa bi tane geçirirlerdi. Top topluktan çıkar, şirazesi kayar, yamulur, bir elips haline gelerek ağları delerdi. Sayısız Türk çocuğu mahalle maçında bu vuruşları yapayım derken pantolonlarını yırtmış, bacaklarını ayırmışlardır.




Scooby Doo: Kahramanlarımız olağanüstü olayları çözmede üstlerine yoktu. Sözde canavarların ipliklerini ortaya çıkarıyordu.



Uçan fil dumbo: Kulaklarını bir yelken gibi havada süzülmek için kullanan yeryüzünün en duygusal fillerinden biriydi. Maceralara yakın dostları kuşlarla birlikte atılırdı.





Kahraman şerif: Gelecekte geçen uzay kovboyu bütünlemesi kahraman şerif. Kendisi kızılderilidir ve kötülerin kökünü kazırdı.



Darkwing duck: Kötülerin üstüne mor pelerini ile çöken sevimli ördek.



Ten ten: Tüm dünyayı gezer fındık adlı köpeğiyle kötülerin planlarını bozardı. Kaptan Hadok maceralara renk katardı.



G.I JOE: ABD'li özel askerler ve kötüler olmak üzere iki tarafın mücadelesini anlatan çizgi film. Kötülerin başındaki kumandan kobra her bölümde bir askeri kaçırırdı.




Bay meraklı: Rahmetli Cenk Koray'ın yaptığı sadece bir çizgiden oluşan pazar günlerinin asabi karakteri herkesin gönlünde taht kurmuştu. Meraklandığı herşeye sinirlenirdi.



Voltran: Issız bir gezegene düşen bir grup pilotun maceralarını anlatırdı. Bu gezegenin güzel prensesi pilotlardan yer altındaki robot aslanları uçurmalarını rica etmiş sonunda aslanlar biraraya gelerek ben kolları oluşturuyorum ben bacakları ben de başşını oluşturuyorum ve 3 kere VOLTRAN VOLTRAN VOLTRAN diyerek büyük robotu meydana getirmişti



He-Man: Prens Adam oldukça pısırıkken sihirli kılıcını havaya kaldırıp GÖLGELERİN GÜCÜ ADINA GÜÇ BENDE ARTIK deyip adaleli erkek He-Man'e dönüşür iskeletor ve elemanlarıyla kapışırdı



Bastır Viking: Bir Viking kabilesini maceralarını anlatırdı. Bunlar boynuzlu şapkalar takar HAYDİ YALLAH HOP HOP HOP HAYDİ YALLAH HOP HOP HOP diyerek küreklere asılır maceradan maceraya koşarlardı. Buradaki asıl hikaye kaptanın Vicki isimli küçük çocuğuydu. Bunun da aklına hep olayı çözecek fikirler gelirdi ama önce burnunu karıştırır sonra buldumm! diye bağırırdı. Bu çizgi film güzel Türkçe'mize tatak kelimesinin eklenmesine vesile olmuştur.



Nils ve uçankaz: Nils diye tembel bir çocuk artık sihirle mi büyüyle mi neyse parmak kadar kalıyor anaa pipim de bamya kadar oldu diye utancından kimsenin yüzüne bakamayacağı için kazına atlayıp çiftlikten kaçıyordu.



Atom karınca: Atom karınca süper güçlü bir karıncaydı kellesindeki antenler cızzztt bızztt yapar bizimki Süpermen'i utancından ağlatacak şekilde uçar kahramanlıklar yapardı.



Heidi: Kara saçlı ve domates yanaklı bir kızdı kırmızı gömleği pembe eteği ve kocaman bir poposu vardı bu Heidi ne zaman dağlardan bayırlardan yuvarlansa eteği kafasına geçer biz de bunun kocaman beyaz donlarını seyrederdik.



Şirinler: Şirinler 3 elma boyunda mavi renkli ve de kukuletalı bir grup yaratıktı. Mantarların dibinde bir köyde yaşarlardı köy imamı da Şirin baba diye sakallı muhterem bir zattı. Ama en güzeli peşlerindeki hain Gargamel'di kedisi Azman'la bu dırdırcı Şirinler'i yakalamaya çalışır birtürlü beceremezdi.



Taş devri: Büyük küçük herkesin sevgilisi olmuş fenomen bir çizgi filmdi. Filin hortumundan duş alır pelikan kuşunu elektrikli süpürge niyetine kullanırlardı


BİBERLEYELİM




İşte bizim kuşağın en çok seyrettiği, herkesin ezbere bildiği, hepimize "biraz biberleyelim çocuklar" lafını öğretmiş çizgi film bu idi. TRT bunu her iki program arasında, her boşlukta, her fırsatta gösterir, biz de her seferinde izlerdik. Bir müzeye kaldırılmış beyzbol topunun hatıralarını anlatıyordu. Bu top oradan oraya gidiyor, stadyumda oyuncular "haydi biraz biberleyelim çocuklar" diyerek topu atıp tutuyorlardı. En sonunda meşhur bir oyuncu buna bir tane geçirip stadyum dışına yolluyor, o tarihten sonra bizimki müzelik oluyordu. Filmin sonunda da kameraya kıçını dönüp meşhur oyuncunun imzasını gösterirdi. Bu "biberliyelim"i herhalde hatırlamayan yoktur, hepimizin beyninde yer etmiş efsanevi bir çizgi filmdi.



SPACE ADVENTURE COBRA




Bu aslında oldukça eski bir manga iken animesi yapılmış, Show Tv de bunu alıp yayınlamıştı. Sarışın ve de yakışıklı kahramanımızın sol kolu silahtı, bu kolunu çıkartır, lazer kılıcıyla önüne geleni doğrardı. Kırmızı taytlarıyla bir ekoldü. Ayrıca çok seksi bir yardımcısı da vardı bunun. Hakettiği yerlere gelememiş bir anime klasiği idi bu çizgi dizi. Sonunda ne oldu bilemiyorum.

G.I. JOE




Uzun süre TRT'de hafta içi akşamları yayınlanmış bir çizgi filmdi. Bir grup Amerikan askerinin Kobra kumandana karşı mücadelesini anlatırdı. Bunların her biri kendi özgü bir tip olup çeşit çeşit özellikleri olurdu. Kobra kumandan bir örnek giyimli askerleriyle insana Darth Vader'i anımsatırdı. Ben bu Joe'lardan Flint'in hastasıydım, onun aşkına her bölümünü izlerdim GI Joe'nun. Ama birgün bunun elemanları değişti, bir grup başka askerin maceraları başladı, ben de seyretmeyi bıraktım. Bunun oyuncakları da deli gibi ortalığı sarmıştı, ben de yan gözle bakardım Flint'in oyuncağı var mı diye ortamlarda.


MUPPET BEBEKLERİ




Herkesin bayıldığı çılgın Muppet Show karakterlerinin bebekliklerini anlatan bir çizgi diziydi, yaz tatili sırasında seyretmiştik biz bunu. Kermit ve Piggy'nin ufaklık halleri ne kadar şeker olursa olsun, o gecelik entarisi ve fırfırlı bonesiyle Animal hepsinin feriştahı idi. Şirinlik muskası olmakta onun eline hiçbiri su dökemezdi. Bu Muppet veletleri mütemadiyen yaramazlık eder, olmadık olaylara bulaşır, sonunda tabii işin içinden sıyrılırlardı.


VÜCUDUMUZU TANIYALIM



İnsan vücudu içinde geçen çok enteresan bir çizgi filmdi. Burada en unutamadığım şey akyuvarlardı. Nerede vukuat olsa akyuvarlar koşarak yetişir, yarayı tamir etmeye, pıhtılaşarak kanamayı durdurmaya çalışırlardı. Vücudun içinde ufolarla gezen tipler vardı. Olayları da anlatan sakallı yaşlı bir dede idi. Herhalde gelmiş geçmiş en öğretici çizgi film buydu. Bundan sonra şımarık sarışın kızların maceraları başladı ve bir daha hiç böylesi bir çizgi film yayınlanmadı.


MONÇİÇİLER



Nilgün arkadaşımızın en sevdiği çizgi filmdi. Bunlar minicik, yüzleri hariç her yerleri tüylerle kaplı maymundan bozma şirin yaratıklardi. Bulutların üstünde Monçiçiya diye bir ülkede yaşıyorlardı. Bunların tüm derdi yaşadıklari ağaçların dallarına kuyruklarıyla tutunup daldan dala atlamaktı. Her zaman mutluydular, öyle çocuğun okul taksidi, vergi iade formu gibi dertleri yoktu. Sanki çok eskiden bende bu tipten bir oyuncak vardı, çünkü oyuncağını çizgisinden daha çok hatırlıyorum. Bunların da Şirinler gibi dedesi, güzeli, muciti vb. var oğlu vardı, ama Şirinler'den daha eskidir.


AFACAN AYILAR



Bunları ilk çıkartmaların, kartpostalların falan üzerinde tanımıştık. Sevgi böcüğüydüler. Bulutların üzerinde yaşayan pek pofuduk şeylerdi. Herbirinin göğsünde özelliğini gösteren bir sembol bulunurdu. Hayatta tek dertleri derdi olana yardım etmekti.


AKILLI BIDIK



Küçük, mavi ve de son derece zeki köpek Bobi'nin maceralarını izlerdik. Hatta bu çizgi filmden sonra bilmiş çocuklara ya da okuldaki kısa boylu ama cin gibi tiplere akıllı bıdık demek moda olmuştu. TRT'nin mükemmel seslendirmesinin de hakkını vermek gerek. Taşdevri ve Ayı Yogi gibi Akıllı Bıdık ta bir seslendirme harikasıydı.


SEVİMLİ AYI AİLESİ



İşte Gaye arkadaşımızın en sevdiği çizgi film bu idi. Biz nasıl Red Kit'e, Süpermen'e falan aşık idiysek, o da bu çizgideki salıncaklı koltuğunda oturup pipo içen, homur homur konuşan baba ayı Tom'a aşıktı. Günlerce resmini bulayım diye beynimi yedi, nihayet uzun uğraşlar ve ayı araştırmaları sona erdi ve kahramanlarımıza kavuştuk: Ayı aleminin Bundy'si , Hillbilly ailesi!


MİNİK FOK



Cumartesileri yayınlanırdı. Kahramanımız Seabert minicik bir fok yavrusuydu. Çevrecilik bilincimizi geliştiren ilk çizgiydi. Bunu avlayıp kürk yapmak isteyen kötü adamlar vardı, biri eskimo 2 tane velet bu kötü adamlarla uğraşır, her seferinde yavruyu kürk olmaktan kurtarırlardı. Ama zırt pırt "Seabööört çok ayııpp" diye ayar verirlerdi diye anımsıyorum. Bir seferinde çocuklar kötü adamın ofisine girmişler, adam bunlara kim olduklarını, hangi bölümde çalıştıklarını sorunca da "biz otur konuş bölümünde çalışıyoruz" demişlerdi, ben de bu lafı yıllar sonra kazık kadar olup çalışmaya başlayınca kullanır olmuştum.


ALVİN VE SİNCAPLAR



Alvin, Simon ve Theodore Chipmunk kardeşlerin maceralarını anlatan bir çizgi filmdi. Bunların en cerzebelisi Alvin'di. Elebaşı oydu. Bunlar rock star falandılar galiba. Kendilerini evlat edinen Dave diye bir adamla yaşarlardı. Tuhaf gecelik entarisi gibi kıyafetleri vardı bu elemanların.


YAVRU GEYİK



Feci acıklı, kesinlikle izlememek gereken bir çizgi diziydi. Pazarları yayınlanırdı. Kahramanımız Jody'nin babasını yılan sokunca adamın hayatını kurtarmak için bir geyik öldürmüşler, geyiğin kimsesiz yavrusunu da bu Jody evde kedi köpek niyetine beslemeye başlamıştı. Gel zaman git zaman yavru geyik büyüdü, ailenin ekinlerini yemeye başladı. Birtürlü engelleyemiyorlardı. Sonunda Jody geyiğini vurup öldürmüştü. O geyiğin öldüğü sahne şu yaşımda bile beynimden çıkmamıştır, çıkamamıştır. Ne fenaydı yarabbim, içimiz parçalana parçalana seyrederdik biz pazar günleri bu çizgi diziyi.


AFACAN İLE BABACAN



(TALESPIN) Sanırım 90'larda bir yaz tatili ekranında yayınlanmış bir Disney Çizgisiydi. 1930'larda geçerdi, pırpırlı deniz uçağı olan bir ayı ve bunun dedektiflik maceralarını anlatırdı, oldukça eğlenceliydi, çok maceralıydı, oldukça sevdiğimi hatırlıyorum ben bu çizgi diziyi.


TAZMANYA CANAVARI



Deli dolu, azman,kuduruk, gerçek bir canavardı. Hön hön hön diye dönerek çıka gelir, ne var ne yok yer, ortalığı silip süpürürdü. Memleketimizde çok popüler olmuş, her yerde bir sürü tişörtü, oyuncağı görülmüştür. Taz-mania, taz-mania diye hareketli bir şarkısı vardı.


ROADRUNNER



Roadrunner çölde yaşayan çılgın bir kuştu, bunun belalısı Coyote diye bir çakaldı. Bunlar çölde deliler gibi koşar ama Coyote hep arkada kalırdı. Roadrunner buna bir saniye görünür, "beep beep" diye korna gibi öterek sinirini bozar, sonra yine tozu dumana katarak ortadan kaybolurdu. Coyote buna tuzaklar kurmuş, kafasına kayalar atmış, yine de yakalayamamıştı.


TOM VE JERRY



En meşhur çizgi filmlerden biriydi. Jerry pervasız ve de cüretkar bir fareydi. Hiç çekinmeden yaşadığı evin buzdolabını boşaltır, deliğine taşırdı. Tom elinden geleni ardına koymaz, bunu yakalayıp ekmek arası afiyetle yemek için planlar yapardı. Bunların çizgi filminde insanların suratı hiç görünmezdi, sadece bacakları görünürdü. Tom sahibesine melek gibi gülümser sonra canavar gibi Jerry'nin peşine düşerdi. İkisi de birbirini pataklar ama sonunda minik Jerry kazanırdı.




WOODY WOODPECKER



Kocaman kırmızı bir saçı olan mavi bir ağaçkakandı. En acayip özelliği tuhaf kahkahasıydı, abimle biz yıllarca böyle gülmeye çalışmıştık. Bu deli kuş, ahahahaa diye katılarak güler, sonra takatakataka ağaçları gagalardı.



DAFFY DUCK



Bugs Bunny'nin arkadaşlarındandı. Kaçık bir ördekti, sürekli bela çıkartır, karşılığında da pestil gibi olana dek dayak yerdi. Özellikle Bugs Bunny buna etmediğini bırakmaz, kafasına örsle vurup gagasını ensesinden çıkartırdı. İstisnasız bütün Looney Toons elemanlarından dayak yemişliği vardır kendisinin.



SPEEDY GONZALES



Meksikalı bir fareydi, kocaman şapkası bile vardı. Bunun en önemli özelliği acayip hızlı koşması, mütemadiyen civardaki kedilerin eline vermesiydi. Üç Küçük Domuzcuk'tan sonra Gaye arkadaşımızın en sevdiği karakterdi kendisi ayrıca. Bu fare yüzünden bazı arkadaşlarımız deli gibi acılı kurufasülye yemiş, dilleri şişip dudakları kabararak resmen rezil olmuşlardır..



BUGS BUNNY



Roger Rabit'ten önce tavşan Bugs vardı. Bunun elinde sürekli bir havuç bulunur, "arkiidiişşş" diye konuşurdu. Deliğinden çıkar, maceralara koşardı. Bunun belalısı kel kafalı, bodur bir dayı vardı. Bir keresinde Bugs Bunny bu herifin kafasına masaj yapmış, çalı gibi saç çıkmasını sağlamıştı. Bir özelliği de kızdırmak istediği insanın kulaklarından tutup dudaklarından muccckkkk diye öpmesiydi. Kadın erkek ayırmaz, acımadan yumulurdu. Pompom bi kuyruğu vardı. Dizideki diğer tüm karakterlere türlü eziyetler etmiş, burunlarından dökmüştü fitil fitil.




TWEETY



Kocaman turuncu ayakları, eşşek gözü gibi mavi gözleri olan sarışın bir kuştu. Bu da hünsa karakterlerdendi, yani kız mı, erkek mi anlaşılmazdı. Bu kuşcağız yaşlı bir nineyle yaşar, kafesinde uslu uslu otururdu. Sevimli ve güzel kedi Silvester'i görünce "aaa bi kedi gördüm sanki" der, tüneğinde tepinerek "gördüm bir kedi gördüm " diye bağırırdı. Silvester'in derdi günü Tweety'i 2 dilim tost ekmeği arasına koyup, tuzlayarak yemekti. Bazen de bunu başarırdı, ama lokmasını sindiremeden Nine yetişir, Silvester'i kuyruğundan kaldırıp poposuna vurarak "tükür tükür" diye bağırırdı. Tweety pat diye yere düşer, "yaramaz kediiii" diye Silvester'i azarlardı.




KAPTAN MAĞARA ADAMI



Yeni nesil Taş Devri'nin süper kahramanıydı. Wilma ile Betty gazeteci olmuşlar, her işe burunlarını sokuyorlardı. Bu yüzden ne zaman kötü adamı kızdırsalar adam bunları kaçırtıyor, kızlar "İmdaaatt kaptan mağara adamııı yetiişş" diye bağırınca bu dayı zopasını alıp uçarak kızları kurtarmaya gidiyordu. Yolda benzini biter, motoru tekler, arada yere düşerdi. Fena değildi, eğlenceli bile sayılırdı. Bu dayının en büyük özelliği, baştan ayağa kılla kaplı olmasıydı.



TEMEL REİS



Çocukluğumuzun efsane denizcisiydi. Sevgilisi Safinaz'la bir türlü evlenmediler, yüzyıllarca nişanlı kaldılar. Safinaz fasülye sırığı gibiydi, ölçüleri 40-40-40 tı. Bu Safinaz pek ayran gönüllüydü, kendisine yan bakan, çiçek veren her herifin peşinden gider, kollarına atlar, sonra başı sıkışınca Temeeel diye bağırırdı.Temel Reis bir kutu ıspanak yiyince pazuları kocaman şişerdi. Sonra da Safinaz'ı öpmeye çalışan adamı eşşek sudan gelene kadar döver, üzerinden tır geçmişe çevirirdi. Bu kötü adamların en meşhuru Kabasakal'dı. Bir nesil bu Temel yüzünden "ıspanak ye, ıspanakta demir vardır, güçlenirsin çocuğum" lafını dinlemiş, zorla ıspanak yemiştir. O yüzden bizim kuşak ıspanaktan nefret eder.



PAMUK PRENSES VE 7 CÜCELER



Ah bu Pamuk acıların kızıydı. Öksüzdü, cadoloz bir üvey anası vardı, kraliçe üvey ana sihirli aynasıyla konuşup dururdu. Sonunda kafayı sıyırmış, en güzel olmak için Pamuk'u öldürmeye karar vermişti. Ormanda avcıdan kaçan pamuk, 7 Cüceler'in evine sığınmış, bunlara kibarlık kuralları falan öğretmeye başlamıştı. Kendi de bu arada çeyizini hazırlıyor, prensini bekliyordu. Sonunda prens gelip bunu götürmüş, kraliçe de Hakkın rahmetine kavuşmuştu. Pamuk'u biz çılgın Türkler bile sinemaya uyarlamıştık, başrolde de Zeynep Değirmencioğlu oynamıştı, Allah akıl fikir versin!




PİNOKYO



Disney'in en klasik uzun metrajlarından biriydi. Minik tahta çocuk Pinokyo'nun etli kanlı hakiki bir oğlan çocuğu olmak için uğraşmasını konu alırdı. En önemli özelliği yalan söyledikçe bununun uzamasıydı. Hatta abim benim de burnuma bakıp yalan söylediğimi anladığını iddia eder, beni korkuturdu. Bu çizgide çok güzel mavi elbiseli, kelebek kanatlı bir de peri kızı vardı hatırladığım kadarıyla.




FERDINAND, ÜÇ KÜÇÜK DOMUZ



Bir de Disney'in yarattığı karakterler vardı, bunların en meşhuru Barışçı Boğa Ferdinand idi. Bu Ferdinand kırlarda bayırlarda gezen, çiçek kokularıyla kendinden geçen ince hisli bir boğaydı. Bunu zorla arenaya götürüp , torero ile güreşmesi için uğraşsalar da Ferdinand çiçek koklamaya devam eder, sonunda bunu kuyruğundan çekerek kırlara geri götürürlerdi. Diğer kahramanlarımız arasında Küçük Kızılderili, Hayvanat Bahçesinden Kaçan Aslan, Üç Küçük Domuz başta gelirdi. Bunların özellikle Gaye arkadaşımız hastasıydı. Hillbilly Bears ve Speedy Gonzales'ten sonra en çok bunları severdi.


KLASİK DİSNEY ÖYKÜLERİ



Mikilerden başka Disney'in yorumuyla çok acıklı klasik çocuk öykülerini izlerdik, Ağustos Böceği ile Karınca, Çirkin Ördek Yavrusu, Tavşan ile Kaplumbağa, bir de hiç bilmediğim bir köyden indim şehire öyküsü vardı, bunun adı Tarla Faresi ile Şehir Faresi idi. Köylü fare şehirdeki kuzeninin yanına geliyor, ama sonunda şehrin zorluklarına dayanamayıp koşarak köyüne geri dönüyordu.


GUFİ



Ben yıllarca Gufi'yi yaratık zannettim. Sonradan öğrendim ki köpek cinsindenmiş. Gufi saftirik bir hayvandı. Miki ve Donald ile takılır, başına bir sürü dert açar, sonunda tabii ki kurtulurdu. Gufi'nin en meşhur macerası evinde spor yaptığı, bam güm duvarlara vurduğu , pencereden uçtuğu hikayeydi.


DONALD AMCA



Donald ülkemizde ilk olarak Vakvak Amca ismiyle ünlenmişti. Bunu çoğumuz Miki'den daha çok severdik, çünkü çok öfkeliydi, hiç iyi huylu ve de sıkıcı karakterlere benzemezdi. Donald'ın Deyzi isminde bir sevgilisi, üç tane de yaramaz yeğeni vardı. Donald'ın başı sürekli küçük yaratıklarla dertteydi. Pikniğe gider, karıncalar yemeklerini çalardı. Ormancı olur, yaramaz sincaplarla uğraşırdı. Ya da hamakta keyif yapmak istese bu sefer arılar buna saldırırdı. Donald yerinden fırlar, arka arkaya anlayamadığımız galiz küfürler savururdu. Bir özelliği de donsuz gezmesiydi. Prensip itibariyle sadece üstünü giyer, alttan çıplak dolaşırdı.


MİKİ FARE



Dünyanın en meşhur faresiydi. Pluto isminde cibilliyeti belli olmayan bir köpekle birlikte yaşardı, kafasında kocaman kurdelesi olan Mini diye de bir sevgilisi vardı. Donald ve Gufi en iyi arkadaşlarıydı, beraber maceradan maceraya koşar, bin türlü kılığa girerlerdi. Bunların bir tane karavana dönüşen evleri vardı, bu karavanla yaşadıkları macerayı ben çok severdim.


DISNEY KÖŞESİ



Biz küçükken her hafta sonu TRT'de Cumartesi'den Cumartesi'ye diye bir program vardı. Bu program Disney köşesi ile başlar, arka arkaya bir sürü çizgi film yayınlanırdı. Programın sonunda her hafta Ankara Keçiören Belediyesi'ne bağlanılır, Ponponlar ile Tontonlar'ın abuk subuk yarışmaları izlenirdi. Bir grup çocuk havuzlara düşer, çuvallara girer, artık birsürü saçmalık yapar, kazanmaya çalışırlardı


LADY OSCAR



Artık bu çizgi dizi yayınlandığında ben çocuk falan değildim, üniversiteye gidiyordum. Heyecanlı bir jenerik müziğine sahip bu dizi Fransız devrimi ile sona erecek olan aşk, savaş ve kahramanlık öykülerini anlatıyordu, kahramanımız Oscar Fransua dö Jarjaye, erkek gibi yetiştirilmiş çok güzel bir kadındı. Kraliçe Marie Antuanet'in korumasıydı, kraliçenin İsveçli sevgilisi Fersen'e aşık olmuş, Fersen kraliçeyle al takke ver külah kralı boynuzlarken, Paris'in karanlık sokaklarında isyanları bastırmak için çarpışıp durmuştu. Sonu

Yorum Yaz